romantik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
romantik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Mayıs 2012

Padam Padam^^

    Yine bir diziyi daha bitirmiş bulunmaktayım:):):) Açıkçası bitti diye çok mutluyum daha fazla çekemeyecektim.Tamam dram olduğunu biliyordum ama her bölüm ağlayıp bir yanda da hüzünlü bir sırıtışla ortalarda dolaşınca siz, dayanamıyordum ben sevgili Padam Padam oyuncuları.Hem bu nedir abi hepinizin geçmişten gelen bir travması vardı.Sorunsuz bir insan evladı göremedim ben dizide.




    Böyle bir paragrafla başlayınca diziden nefret ettiğim beğenmediğim sanılmasın sevdim ama ne bileyim bir yerlerde bir şeyde eksiklik vardı sanki o_O Hem sadece Kim Bum'un melek hallerini görmek her şeye değerdi o ayrı :D :D Spoilere adım atmadan önce dram olsun fantastik olsun benim olsun diyenler varsa işte bu dizi sizin için çingular buyrun izleyin^^

Spoiler (bence pek de spoi yok ama neyse kendimi durduramayabilirim^^)


Sevip sevmemekte karar veremediğim başarılı olup olmadığını anlamakta güçlük çektiğim şahsiyet!Bazen beni güldürdü bazen sinir etti bazen 'vaooow tüm erkekler bu kadar duygusal olsa nolurduuu?' dedirtti.Normal şartlar altında benim bu role ölüp bitmem gerekirdi ama bazen dizide o kadar aptalca baktı ki!Hani dünyanın en saf insanı işte benim dercesine.Evet bir mahkumu oynuyor böyle olması normal sayılabilir fakat bazı sahnelerde de o kadar mantıklıydı ki anlayamadım ben...


Bazı yerlerde de senariste gıcık oldum kız burada hep narin,zayıf,güçsüz,öylesine Kang Chil mutlu olsun diye uydurulmuş bir rol gibi gösterilmiş.İşte Kang Chil'de güçlü,kuvvetli,her işi yapan aktif insan olmuş.İlk bölümlerde kızla polisten kaçıp parka mı ne gitmişlerdi,Ji Na 'sana yıldızların adlarını öğreteyim mi?' dedi.Kang Chil beyefendi sinirlendi neymiş bunu onun yapması gerekirmişmişmiş.Bu Kang Chil'in düşüncesi olarak normal karşılanabilir tabi ama yine de dizi genelinde öyle bir hava hissettim.Bilemiyorum belki böyle hissetmemin sebebi artık bir çok dizide kadın başrollerin güçlü olmasındandır.Hem fotoğraftaki cümleye de bakarsak kıza sen bunları anlamazsın olayının dalgayla da olsa ortada olduğu belli.Ya da Kang Chil'in suçsuzluğunun ispatı sırasında gelişen olaylar!Kızın bunların hiçbirinden haberi yoktu.Bir ara umutlandım avukata falan gitti ama sonra noldu bıraktı peşini!Bir çocuğu rahat bırakmadı o da kendine eziyet çektirmeyi sevdiğinden sanırsam.Akıl ve mantık çerçevesi içinde hangi kız hapisten yeni çıkmış,beş parasız,kanser,yaşlı annesi,kocaman oğlu olan bir adamı sever?


Dizide Ji Na'nın tek sevdiğim şeyi kıyafetleriydi.Bir çoğunu çok beğendim.





Hmmm aslında burda da kızı küçük,sevimli bir yaratık olarak gösterme mevcuttu ama en azından bir hediyeyle kurtardılar kendilerini benim sinirli tavrımdan :D :D




Allah'ım Kim Bum yaaa =) =) =) Sana ne manyak bir rol vermişler böyle.Düşünsenize 'ben meleğim ben meleğim ' diye ortalarda gezinen, elindeki deftere iyi şeyler yaptığında beyaz kötü şeyler yaptığında siyah yıldız  basan bir kişilik ^^ Zayıflamış çok çirkin olmuş kilo alsın gibisinden şeyler okudum internette ama ben sevdim ki bu halini!Ve BOF'taki çömlekçiyle buradaki Melek Gook Soo bambaşka varlıklar gibi onu söyleyebilirim.Bir de şimdiye kadar hiç böyle bir melek görmemiştim dizilerde,filmlerde.Genelde kadın,ayaklarına kadar uzun saçlı ve iyilikten başka şey düşünmez olurlardı.Ama Gook Soo bunlardan hiçbirine uymuyor.Bir kere şekil-a kendisi erkek :P :P  İyilik kısmındaysa sadece Kang Chil'in iyiliğini düşünüyor.Diğer hiç kimseyi umursamıyor.Adam öldürmeye bile gitti daha ne!



Sonra Kang Chil'in annesi!Kadın bir yandan dırdır ediyor hiç birşeyi takmıyormuş hiçbir şeye üzülmüyormuş numarası çekiyor, diğer taraftan acayip duygusal ikide bir ağlıyor.Şimdi diyeceksiniz 'o ağlamasın da ben mi ağlayım?' tabi haklısınız o da haklı istediğin kadar güçlü ol kim kaldırabilir şu yaşananları.Yalnız bu kadın bu çektiklerinden ziyade o balık satarken yanında satış yapan dengesiz yüzünden göçüp gider.Benden söylemesi :) Nasıl bir insan o balıkçı ahjumma!Sürekli bir çemkirme sürekli bir sataşma sürekli  bir aşağılama!Ve bütün bunları da art niyetinden değil saflığın yapıyor ya o daha da beter!Resmeeeeeeeeen insanı hayattan bezdirme uzmanı!!Anne zaten üzgün oğlum hasta diye o da gelmiş daha neler neler diyor; yok insanlar kanserden kurtulabilirmiş ama onunla iyi savaşmalı yaşam umudu olmalıymış,Kang Chil umudunu çoktan yitirmiş de mişmiş...Sus be kadın artık!Dizi boyunca o dedikodudan bu dedikoduya geçtin ona buna şuna laf yetiştirdin yetmedi mi artık?


Yazacak daha birçok lafım vardı ama bu yazıyı uzun bir süre taslakta bekletince Unutkan Canlina tarafından unutuldular.Fotoğraflarla kısa kısa değineceğim artık;

Hayır ben daha çok severim^^


Fotoğraftakinin Kang Chil olması gerekir ama nedense bu kareyi veteriner beyimize ayırmışlar.Dizi boyunca en az çile çeken en mantıklı davranan kişiydi kendisi.Hmmm mantıklı davrandığı konusunda şüphelerim var aslında çek git oradan veterinerciğim niye çekiyorsun onca derdi?Sorun senin sorunun mu?Yok yok vazgeçtim sen de mantıklı değilmişsin.Kızı seven kimse yokken değerini bilme aldat sonra da birisi çıkıp gelince 'Yok seni seviyordum ben.' de!Neydi o tam olaraaak...Geçti Bor'un pazarı..yoksa Bolu'nun muydu??Her neyse anladınız siz beni sonuçta :) :)




Kang Chil'in oğlu sandıkları çocuğu bir de eski arkadaşını da sevdim.İkisi de olması gerektiği gibi düşündüler.Gerçek babasını bulma arayışları ya da kızın Kang Chil'den umudu kesince Gook Soo'yu sevmesi gibi.Gook Soo'yla ikisinin ilişkilerine bayıldım.




'Ben meleğim nuna aşık olamam!' deyip durdu ya kız için üzgünüm ama kendim için sevinmiş olabilirim,beni sevemiyorsan kimseyi de sevme Gook Soo :):):)




Bu yüzüğü ve kolyeyi veriş şekline düşüncesine hayran kaldım.Ben değil Kang Chil ve Ji Na konuşsun;


Bir elmas alacaktım.Ama hoşuma gitmedi...

Düşünüp duruyordum neden bugünlerde insanlar,birbirlerini özensizce seviyorlar.
-Nedenmiş?
Hep elmaslar yüzünden.
-Yok canım.
Öyle vallahi :)
-Nedenmiş?
Elmas kolaylıkla kırılamaz.Yani,onlar sanıyorlar ki,aşk da kolaylıkla kırılamaz.Bu yüzden de bazen birbirlerini ihmal ediyorlar.Ama bu ahşap yüzük,kolayca kırılabilir.Dikkat etmezsen eğer.Yani,aşkımızın kıymetini her gün bilmek zorundayız.Ve aşkımızı korumalıyız.Yoksa kırılır.Tıpkı bu yüzük ve kolye gibi.


Dizide görsel olarak hoşuma giden o kadar çok şey vardı ki!İkide bir durdurup fotoğraf yaptım.Bunlarda en sevdiklerimden;);)




En son kısımlarda şu sahnelerde çok duygusaldı.Ama Canlina kişisi hatırladığım kadarıyla bu dizide hiç ağlamadı.Unutkan olduğumu söylemiştim değil mi? :):)












9 Şubat 2012

Only You ve Acılar Prensi

Ve işte sonunda izledim :) :) :) Filmi taaaa çekim aşamasında duyup bugünlere kadar spoilersiz kalmak benim için çok zor oldu.Merak merak merak hep aramızda kaldı ama bugün izledim sonunda Ji Sub'umu :D Merakı arttırma konusunda makinosev'in katkıları da unutulamaz :):)



Konusunu bilmeyen kalmış mıdır emin değilim ama tek bir cümleyle anlatılacak olursa 'eski bir boksör ve kör bir kızın yaşadıkları aşk hikayesi'  denilebilir.Romantik ve biraz dram içeren filmlere sevginiz varsa ya da ufacık bir Ji Sub sevdasına sahip olmanız bile bu filme beğeneceğiniz anlamına gelir^^

Spoiler


Filmin başlarına bayıldım resmen!Zaten So Ji Sub görür görmez sırıtan ben kızla tanışma eğlenme sahnelerini kahkahkah kihkihkih diyerek izledim :D


Ama kader ağlarını ördü bu kadar mutluluk sana hele ki Ji Sub'a imkansız dedi ayırdı onları.Televizyondaki herşeyi gerçekmiş gibi düşünüp 'Yapma yapma yapma!' 'Etme etme etme!' Dur!Sakın açma o kapıyı!!' diyen yaşlılar gibi seslendim Ji Sub'a ; 'Gitmeeeee gitmeeeee!!' Ama duymadı beni ve gitti o dövüşe.Ah o sahneler!! 'Ölecek şimdi.....Vurma SJS'a......Ya çık ordan çık...' gibi nidalarıma sebep oldu.Bir yanımda kardeşim gözlerini kapatmış başına diğer tarafa çevirmiş.'Abla ben diyim şimdiden bu seferde Ji Sub kör olacak' gibi yorumlar yapmakta.Diğer yanımda arkadaşım 'Canlina seninkini öldürecekler git de yardım etsene!' diyor.Tabi arada da 'ıyy iğrenç' diyerekten başını çeviriyor.
Ji Sub da kör olup beni güldürmedi tabi ama şimdi de 'Konuşamıyor mu acaba?' sorusuyla baş başa bıraktı.Ama bence yaşadıklarından ötürü geçici bir durum bu biz görmeyeceğiz ama bi süre sonra konuşmaya da başlayacak o :)benden söylemesi sıkmayalım canımızı :):)

Bi de bazen çok saf oluyorum ben daha kızın doğuştan değil sonradan kör olduğunu anladığım anda bu kazanın yakınlarından Ji Sub geçiyor demeliydim.Ama kız anlatırken farketmeminde iyi bir yanı var; şaşırıyorsun :)

Sonunu genelde sevmemişler sanırım her şey havada kalmış gibi bir görüntü bıraktığından ama ben sevdim.Neden sevdim;
Bir an Ji Sub ölecek film bitecek sandım korktum ondan
Bir an hiç karşılaşamayacaklar 'turn left turn right'a dönecek bu iş diye korktum ondan
Bir an kız cidden evlendi gitti sandım ondan
Bir an köpek, SJS yi tanıdıktan sonra Ji Sub boynunu büküp gidince üzüldüm ondan
Ve benim düşündüğüm en berbat son kızın Ji sub'u bulamayınca çığlıklar attığı sahneydi ondan
Veee So Ji Sub var ki ya niye sevmeyeyim :D :D




*Şu kısacık yazıyı kaç saatte yazdım ne siz sorun ne ben söyleyeyim yani!Ben yazmaya başladıktan sonra misafirler geldi bende bırakamadım yazmayı ama yazamadım da.Etrafımda birileri olunca benim yazdığıma bakınca iki kelimeyi yan yana getiremiyorum çingular :/ Aklımdaki her şey kuşlar misali başka diyarlara uçuyor.Sınavlarda tepemize dikilip yazdıklarımıza bakan ya da bakmasa bile yanımızdan yöremizden ayrılmayan hocalar olur yaa misafir çocuklarda benim için bununla eşdeğer oldu.Biraz kötüyümdür ben sıkılsınlar gitsinler diye uzuuun uzuuun yazılar okudum.Ama yok sadece gidip gidip geldiler.İyi sabır varmış onlarda ne diyelim :) :)

5 Ocak 2012

Semerkant'ı bilir misiniz?

         Serenad'dan bu yana okuduğum romanlar arasında en güzeli oldu Semerkant.Yapacağım şeyler olmasına rağmen umursamayıp blogları dolaştığım bir anda Sevgili Harmony'nin bloguna denk geldim.Yazısını okur okumaz bu kitabı okumalıyım tam benlik dedim :) Ama kim bilir ne zaman kitapçıya gider kim bilir ne zaman alır kim bilir ne zaman okurum diye üzülüyordum ki bi mucize gerçekleşti ve ben o uzun zaman sürecek zannettiğim kitabı almış ve okumuş ve bayılmıştım :)

Kitabın konusunu tamamen anlatabilmeyi çok isterim ama roman o kadar uzun bir dönemi,birbirine öyle uzak bir coğrafyayı,yaşadıkları zaman birbirine öyle uzak insanları anlatıyor ki nasıl toparlanır bu bilmem.Özetle bahsedersem;


            Elimizde bomboş bir defter var.Ve rubai yazmaya aşık bir Ömer Hayyam.Bu defter Ömer Hayyam'ın rubaileriyle dolarken bizde Hayyam'ın ve çevresindeki insanların hikayelerini okuyoruz.Bu insanlar Nizamülmülk ve Hasan Sabbah olunca iş değişiyor ve kendinizi tarihin içinde buluveriyorsunuz.Ayrıca güzel sayılabilecek bir aşkında...
          Rubailerle dolu yazma bitince romanda bitecek sanmayın.Bu sefer de rubailerin peşinde başka başka insanlar başka başka tarihi olaylar başka aşklar çıkıyor sahneye.Ve hepsine de bayılıyorsunuz!


Ben susayım Hayyam konuşsun;

Her gün biri çıkar,başlar,benim ben demeye,
Altınları,gümüşleriyle övünmeye
Tam işleri dilediği düzene girer,
Ecel çıkıverir pusudan:Benim ben diye.

...

Kalk haydi,ebediyen uyuyacağız zaten!

...


Şu alacalı bulacalı yeryüzünde bir adam dolaşır,ne zengin ne yoksul,ne mümin ne kafir,yaltaklanmaz hiçbir hakikate,saygısı yok hiçbir kanuna...Şu alacalı bulacalı yeryüzünde,bu yiğit ve hüzünlü adam kim ola?

...

Sevmeyi bilmiyorsan şayet,neye yarar güneşin doğması ve batması?



Yaa ben bunları yazmayacaktım!Aslında Serenad ve Semerkant'ın birbirine ne çok benzeyen iki kitap olduğundan bahsedecektim!En azından birazcık değineyim;

İkisi de
  • tarihin ışığında seyreden aşk hikayelerini
  • birbirine çok uzak mekanları yani farklı kültürleri
  • bu farklılığa rağmen aslında hepimizin aynı şeyleri isteyebileceğini (tamam buna istisna karakterler var Semerkant'ta^^)
  • devlet politikalarının,ülkelerin çıkarlarının altında ezilen halkı  
  • tüm bu düzene rağmen bunu umursamayan sadece aşkı,mutluluğu isteyen insanları konu alıyor..


Serenad'ı daha çok olmak üzere ikisini de çok sevdim.
Seranad'ı daha çok sevmemin sebebi daha yakın bir tarihi ele aldığından içinde geçen bazı olaylardan haberdar olmam,mekanların daha tanıdık gelmesi olabilir.Yoksa ikisi de çok güzel :) :) Şiddetle önermekteyim!

8 Aralık 2011

İki Farklı Aşk Hikayesi ''Perhaps Love,First Snow''

Belki Belki Aşk??

Hayat çok karmaşık bir şey arkadaş!Sen inanmak istiyorsun ona inanıyorsun da sonra öyle kala kalıyorsun.Ya da güvenemiyorsun ve büyük bir hata yapıyorsun.Aynen böyle düşündürtüyor beni şu yandaki şahsiyet.Filmin en başında da çok ilginç sözleri vardır kendisinin.Tamamını hatırlamıyorum ama örnek olarak şunu vermişti; Bu küçük bebek muhtemelen annesinin hayatının başrolü.Peki ya bebek için annesi öyle mi olacak?
Bunu bilemem ama bu film klasik kelimesiyle ne kadar zıt onun farkındayım.Çok fazla anlatıp tadını kaçırmak istemiyorum.Bu yüzden eğer müzikal havasında hem romantik hem gerçekçi bi film izlemek isterseniz işte o budur.Ya da sadece Takeshi Kaneshiro için :) Turn Left Turn Right'dan beri bayılıyorum kendisineee^^




First Snow

Lee Jun Ki-Aoi Miyazaki


Şöyle aşırı melankolik,dram yüklü bir film bekliyordum bunu izlemeden önce.İlk kar deyince 'ahhhh kesin biri hasta ölecek' gibi düşünceler sardı beynimi.Galiba 'Bir Milyonerin İlk Aşkı' nı hala bilinç altımda saklıyorum ben :) 
Ama böyle değildi.Hatta en başları beni sürekli bir sırıtma haline soktu.Lee Jun Ki sen ne tatlı şeysin öyle =) Sürekli gülüp,güldürüp durdu Jun Ki,aklı bi karış havada lise bebesi haliyle^^
Filmin konusuysa;babasının işi nedeniyle Min (Jun Ki) koreden japonyaya geçici olarak taşınır.Ve Nanae'yi tanıyınca kaptırır gönlünü ona.
Nanae'yi nerden tanıdığımı ben başta çıkaramadım ama şöyle bir araştırınca 'Cennet Ormanı'nda herkesi ağlatan kız olduğunu görünce ufak çaplı bir şok yaşamadım değil hani.Ordaki kız nerde burdaki kız nerdeeee O_o

Bir iki de söylemeden edemeyeceklerim (spoi barındırabilir!) ;
Perhaps Love'ın başrolü olan kız adını unuttum ama seni unutmayacağım.Nasıl yaparsın sen bunu yaaaa!Takeshi seni bırakıp gittiğinde ne kadar sevinmiştim oh olsun bu dengesize demiştim.Neden geri döndü ki sanki!Kalıp gitseydin o buzun üstünde biz de en azından acırdık sana.Bak hatırladıkça sinirleniyorum!!


Allah'tan Jun Ki var da sakinleştirdi beni.O japon ve kore usulü söz verme sahnesini çok sevdim bennn :)


 

Jun Ki Jun ki derken ,nasıl bir danstır bu =) başını oynatışı falan :) :)





    


2 Aralık 2011

Brezilya Soslu Tayland Dizisi-Benimle Evlenme!

Uzun bir süredir bahsetmek bir diziydi Benimle Evlenme! Kısmet şimdiyeymiş.Daha doğrusu demek istiyorum ki üşengeçliğimden kurtulup sonunda yazıyorum galiba:)
15 bölümlük bir Tayland dizisidir kendileri.Normalde asla başlamazdım bu diziye,alışamadım bir türlü taylandlıların seslerine ne derlerse nasıl derlerse hep bağırıyorlarmış gibi geliyor bana.Sizce de öyle değil mi?Neyse e o zaman nasıl mı başladım?Bir arkadaşım bizde kalmaya gelmişti.İlk bölümlerine bakmış devamına da meraktan şöyle bir göz gezdiriyordu.Benim yanımda birisi dizi açar,dizi komiktir!Peki ben bundan nasıl uzak kalırım?Kalamadım şekil-a'dan da anlaşılacağı gibi:)Dizinin 8. bölümünden daldım diziye!Yalnız kasvetli sahneleri atlayarak gittiğimiz için birçok şeyden haberim yok.Eksik yanlış bir şeyler yazarsam kusuruma bakmayın.

Boy Pakorn Chatborirak

İşte esas oğlan!Ben ilk gördüğümde damatlık diye giydiği garip kıyafet içindeydi.Şoklardaydım tayland dizisi mi hint mi yoksa arap falan mı diye şüpheye düştüm.O nasıl birşeydi öyle!Ama sizin sevin diye önce bu fotoğrafı koydum:)Bu arada şüphelerim seslerini duyunca yok oldu merak etmeyin:)Tahminlerime göre esas oğlanımız Mark çapkınmış,birini sevmiş,kazık yemiş,daha kimseyi sevemem derken başka birine kaptırmış gönlünü,evlenmeye karar vermişler.Zalim kader bunları böyle bırakır mı!Ortaya bi psikopat çıkmış ve de evlenememişler(ama bu zalim kader ilk defa doğru bişey yapmış kurtarmış o cadıdan Mark'ı).

Margie Rasee

Bu da esas kızımızzz:)Bee 18 yaşında bir üniversite öğrencisiymiş.Nasıl okuyor tam çözemedim kızı bir kez okulda görmedim.Atlayarak gittiğimden olduğunu da sanmıyorum.Çünkü 8den itibaren iki başrolün olduğu her sahneyi izledim sayılır.Neyse Bee çok tatlı şeker bir kişilik olmasının yanısıra hırçın,saldırgan,çok konuşan,garip teoriler üreten,bazen ne yapacağını bilemeyip saçmalayan bir kişiliktir.



İşte Mark'ın üzerindeki damatlık.Tam belli olan bir fotoğraf aradım ama bulamadım:( Fakat bu zaten ne demek istediğimi anlatıyor bence hiçbir şey bilmeden görsem bunu 'hmmm hint filmimi?' derim.
Dizinin konusuna gelirsek Mark sevdiği kızla evleneceği gün birisi kızı kaçırır.Gelin yoksa düğün ne olacak peki?Aaaa düğün iptal olur mu hemen yeni bir gelin!Buyrunuz ortadan kaybolan gelinin kuzeni Bee^^İşte çiftimiz böylece evlenirler ve başlarına neler gelir neleeer...İzlemedim ama ikisi evlenmeden önce tesadüf eseri karşılaşıp birbirlerini hiç sevmezlermiş.Çok şaşırdınız bu duruma di mi?Ben de ben de:)



Mark ve Bee hiç anlaşamıyorlar sürekli bi itiş kakış,komedi hat safhada!Açıkçası bayıldım bu ikiliye ben :D Ama herşey öyle güllük gülistanlık geçer mi?İlla bi uyuz mutlaka bi kaç sinir olucaktır.Tamam bu duruma alışığım ama bu dizide o sahneler -zaten elimden geldiğince atladım- bi fenaydı.Bildiğiniz brezilya dizilerinden fırlamış gibiydi.Atlamasam katlanamazdım!Hele ki bi müzik vardı o sahnelerde çalan hiç sormayın.Daha da fenası en romantik sahnelerde çaldıkları parçalardan biri de tamamen felaketti.Yalnız sanmayın ki tüm şarkılar kötü,çok sevdiğim bir iki şarkıda mevcuttur bu dizide:)Yani derim ki gülmek isterseniz bu diziyi kesinlikle izlemelisiniz fakat sadece başrollerin olduğu sahnelere baksanız yeter :))

İzleyeli biraz olduğu için fazlaca bir spoi veremeyeceğim ama içimde kalmasınlaaar;
  • Bee kızım tamam şekersin ama o pijamalar ne?Kendini gaffur falan mı sandın acaba??
  • Sunny nasıl yaparsın bunu kendine dünyada sevecek kız mı yoktu da gittin May gibi bir cadıya kaptırdın gönlünü?Tamam bir yerden sonra May'e de yazık evet ama EVLENMEK bu hani?Sorduğun soruyu bi daha düşün istersen!İyki May kabul etmedi de sinir krizi geçirmedim ben.
  • Dik kafalı,Mark'a sinir olan Bee bunu hayaletten korkarken de bi düşün istersen :)
  • Mark'ın kıskanç halleri çok sevimli yaa!Sunny'ye her an boğazına sarılacakmış gibi bakması falan:)
  • Yalnız ben Bee'nin babası kim baya geç çözdüm onu:)Hatta May gitmese kardeş olduklarını anlamazdım^^
  • Bee kızım burdan sana sesleniyorum bahçe makası bahçede kullanılıııııır!Öyle çantada taşıyıp sonra da çıkarıp kocanı kovalamazsın :D Bu arada bu olayın sonucu Mark'ın yaptığı espriye çok güldüğümü de itiraf ediyorum.Adam hem gidiyor hem de daha üstünlük savaşı veriyor,laf yetiştiriyor^^
Bee'nin pijamasını ve bahçe makasını bu videoda görebilirsiniz.Makas ortaya 6. dakikada falan çıkıyor=)




*Fotoğrafları bir ordan bir burdan aldığım için kaynak söyleyemiyorum.Bir de bu dizinin çevirisi bildiğim kadarıyla sadece şurda var.




12 Kasım 2011

Bayılıyorum,Seviyorum,Hastasıyım^^

Ben bir dizi izlermişim hem tarihi hem romantik!Uzuuuun bir zamandır The Princess'man ile yatar The Princess'man ile kalkarmışım.Nasıl olur da hala hakkında konuşmadan içimi dökmeden durabilirmişim bilmem:)Hahaa durmuyordum ki sadece sizi rahat bırakıyordum!Yoksaaa kore dizisi izlemeyen arkadaşlarım bile dizinin en can alıcı sahnelerinden haberdar:))
Peki nedir bu dizi nasıl bişeydir?Neden seversin Canlina?
Moon Chae Won


Şu kadar zamanlık dizi kariyerim boyunca böyle kadın başrol görmedim ben arkadaş.İzlediğim bölümler içinde şu kızcağızın bi defa aptalca davrandığını görmedim.Ne yapsa takdirimi kazanıyor kendisi.Kararlı,cesur,zeki,düşüncelerinin arkasından gidiyor,lafta değil gerçekten aşık,bi zamanlar neşeliydi de...Daha ne sayayım.Aaaaa dizideki rolüne gelirsek :)Büyük Prens'in kızı Se Ryung.Babasının düşmanı olacak bir ailenin oğluna aşık oluyor.Ufffff bu kız kelimelerle anlatılmaz ya izleyin görün!!









Park Shi Ho
Kim Seung Yoo başbakanın oğlu ve sarayda öğretmen,prensesin dersine giriyor.Neşeli,saf,iyi yürekli bir kimseydi fakat yaşadıkları onu zamanla savaşçı,cesur,kötülere karşı acımasız biri yapıyor.Ne kadar yakışıklı olduğu hakkındaki düşüncelerimi yazmama gerek yok sanırım görünen köy kılavuz istemez:)
Hadi bi foto daha koyayııım;



şunun tatlılığa bak yaa:))
İşte bu kızımızda kralın kızı ve dolayısıyla Se Ryung'un kuzeni.Birbirleriyle iyi anlaşsalar da Se Ryung'un babası gözünü tahta diktiği için aralarında bir soğukluk hakim oluyor bir dönem.
Bu adam ise başımızın belası sorunlarımızın kaynağı Büyük Prens Su Yang!Kardeşinin tahtında gözü vardı,kral ölünce de yerine daha çocuk sayılacak oğlu geçince işleri iyice kolaylaşıyor.

Bu ikisi ise Kim Seung Yoo'nun arkadaşları onlar hakkında söyleyeceklerimi sonraya saklıyorum yoksa kendimi tutamayıp spoi verebilirim.

Konuyu biraz karman çorman anlatmış gibi hissediyorum ama eminim siz anlamışsınızdır;Lee Se Ryung ve Kim Seung Yoo herşeyden habersiz birbirlerini sevmeye başlayan fakat gerçekleri farkettikçe aralarında ne kadar büyük bir uçurum olduğunu gören 2 aşık.Peki bu uçurumu görünce korkup kaçacaklar mı dersiniz?Yoksa kendilerinin bile zor yürüyeceği ince bir köprü kurmayamı uğraşacaklar??Yoksa yoksa tamam biz seviyoruz birbirimizi ama diğer masum insanları da düşünmeliyiz mi diyecekler???Yoksa yoksa yoksa başka bir yol mu bulacaklar????

Bittim şu sahneye:))