Uzun zamandır yazmayı düşündüğüm bir yazı vardı ama o kadar yoğunum ki hiç fırsatım olmadı şimdilerde de ders çalışmam gerekiyor ama artık dayanamadım. Nette dolanırken Ankara'nın ne işe yaradığı belli olmayan 9 yapısı yazısıyla karşılaştım. Bazı maddelerine katılmasam da gerçekten hiçbir amaca hizmet etmeyen çok şey var Ankara'da. Neden bu kadar gereksiz şeylerle uğraşıyorlar anlam veremiyorum. Amacın birilerine sırf para kazandırmak olmayacağı gibi umutlu düşüncelerim de var. Neyse asıl söylemek istediğim şey son zamanlarda Ankara'nın her tarafını kaplayan saat kuleleri!
Önceleri Ulus'tan Opera'ya geçerken o kırmızı ışık sırasında bakmaktan hoşlandığım bir tanecik saatim vardı. Saat kaçta ineceğimi, gideceğim yere yetişip yetişemediğimi ona bakarak hesaplar eğlenirdim, düşünürdüm kendimce. Şimdiyse başımı ne tarafa çevirsem bir saat kulesi veya saat kulesi inşaatı. Bazılarını tasarımı iyi olduğu için kabullensem de sırf yapılmış olmak için yapılmış göze hiç bir şekilde hitap etmeyen saatler var. Bunu da geçtim insanlarda nasıl bir etki uyandıracağı düşünülmeden üstüne ironi kokan yazıları bulunanlar bile var!
Sincan'daki şekil-a'da gördüğümüz saatte bunlardan. Bazı mecburiyetlerden ötürü haftanın 3-4 günü Sincan'a gidiyorum. Zaten Sincan'ı sevmem bir de bu saati görünce depresif Canlina başlıyor yine. Kpss, Ales, vizeler? Neyin vakti daralıyor kardeşim? Neyse ki artık o kadar çok gördüm ki bu saati depresiflikten ziyade eğlence aracı yaptım kendime. Ben bir şekilde idare ediyorum yani ama Sincan'da yaşayanlar içinde üzülmüyor değilim. Fotoğrafını bulmak için nette arattığımda Ekşi'de açılmış bir başlıkta buldum. Meğer tek değilmişim bu yazıyı görünce ağlasa mı gülse mi karar veremeyen :)
26 Mart 2014
19 Eylül 2013
İşte geldim burdayım :)
Taslaklarda yarım bırakılmış birçok yazım yazmayı düşündüğüm başka başka konular varken galiba ben şu an buraya saçmalamaya geldim çingularım:) Bu arada başlığa aldanmayın şimdi burdayım sonra yine yok olurum ben. Dürüst olmak lazım!
Ben Canlina kişisi buralarda yokken neler yapıyordum; İlk önce finallerim biter bitmez sevgili bloguma koşacağımı düşünüyordum geçen yıl hep. Ama olmadı başta yazacak ciddi bir şey bulamamam sonrası gezi olaylarından dolayı isteksizlik derken uzun bir süre dönmedim. Sonrasındaysa artık ara sınıf olmaktan çıkıp son sınıf olduğum zihnime dank edince yds için çalışmayı daha fazla ertelememeye karar verdim ve tüm yaz kendimi İngilizce çalışır veya İngilizce çalışmaya çalışır halde buldum. Yds geçtikten sonra da gözlerimi bi kapadım açtım: Dırım dırııım!! Okulum başlamış.
Zaman hep çabuk ilerliyor. Böyle söyleyince Teoman'dan Paramparça aklıma gelir hep; nasıl oluyor vakit bir türlü geçmezken yıllar hayatlar geçiyor... Gerçekten çok şaşırdığım bi durum bu. Bugün bir ara 5 dakikanın geçmesi bile bana ne kadar uzun gelmişti ama uzun bi sürece dönüp baktığımda ilkokul, lise bitmiş gitmiş ve neredeyse üniversite bitecek. Bu yaz da bitti, sonbahar desen 3-5 geceye bakar. Winter is coming!!! Blogumdaki diğer yazıları okumadıysanız anlamazsınız o yüzden söyleyeyim canlina kişisi hiç hoşlanmaz kıştan! Evinde elinde sıcacık kahvenle pencereden bembeyaz karı izlemek evet belki tarif edilemez bir manzaradır kışseverler kabul ediyorum. Ancak yerleri buz tutmuş şehirde sabahın körü akşamın alacakaranlığında otobüs duraklarına yürümek inince oradan eve, okula, staja şirinlemek pek de eğlendirici değildir. O saf beyaz karın yanında çamura dönüşmüş veya buz tutmuş kısımlardan -ufo gören masum köylü- modunda gözleri faltaşı gibi açılmış korku,endişe ve acaba düşecek miyim şüphesiyle kaçan canlina kişisi içinse hiç mi hiç eğlendirici değildir. Bakın benim yine buz korkum depreşti. Yazmaya başladığımda hiç aklımda yoktu bu konuyu nasıl buraya getirdim? Üstün başarı tüm tebrikler bana hehe kikiki :) En birinci canlina :)
![]() |
| en birinci karikatürünü bulamadım şampiyon birinci fıratla idare ediniz ifenim ;) |
Yaz boyu yaptığım diğer şeylerse Kore, Amerikan ve İngiliz dizilerinde kendini kaybetmek, klasikmiş çerezlikmiş ayırmadan roman okumaktı. Kore dizilerini geçen yıl çok fazla izlememiştim. Sebebini artık çoğu tip dizisini izlemiş her şeyin sonunu, gidişatı tahmin edebilir hale geldiğim diye düşünüyordum. Ama biz ne kadar kalıplara sokmayı başarmış olsak da insanı kendine çeken ufak farklılıklarla yine de izlettirdiler kendilerini bana. Reply 1997, Gu Family Book, Smile You ve şimdilerde yayınlanan The Master's Sun... Hepsiyle ilgili ayrı ayrı post yazacak zamanım olsun isterdim. Hepsinin öyle güzel beni benden alan noktaları oldu ki :)
-mini spoi-
Reply de babanın kim olduğunu son ana kadar söylememeleri beni çileden çıkarttı.
Gu'da beni en etkileyen aradan o kadar zaman geçmesine kadar unutamadığım sahne kızın babasını öldürdüğünü sanıp Kang Chi'nin önüne kadar gelip sonra garip bakışlarnan yanından geçmesi oldu. Gerçekten orada ne söz söylenirse söylensin ne yapılırsa yapılsın bu kadar ağır olmazdı bence! Benim kalbime ağrı girdi resmen. Ama sonra Kang Chi'miz verdi ağzının payını ona bi daaa didi benim yanımdan böyle geçip gitme didi. Yüreğimizin yağlarını eritti :) Kang Chi'den bahsedip durmama bakmayın benim Gu'daki favorim Wol Ryung'du :):):) Her ortaya çıkışında gözlerim ona kitleniyor, dünyadan ve dizinin diğer karakterlerinden soyutlanıyordum. Ahh Wol Ryung aşkım tutuştu yine;
![]() |
| uzun süre masaüstü arka planım oldu kendileri :) nasıl tatlı bakın bi ablaları^^ |
-spoiler son-
Smile You bölüm sayısı biraz fazla olduğu için izlemek uzun sürdü ama sevimli, sıcacık bir diziydi vaktiniz varsa izlemenizi öneririm. Sevgiler Harabocciiii^^
Master's Sun'a da başrolleri ve ilginç fragmanından ötürü başladım ve bayıldım! Ji Sub için söylenebilecek kelime kalmadığını düşünüyorum, onu çok seviyorum hatta ara ara izlerken aşık falan da oluyor olabilirim :D :D Gong Hyo Jin'inse bir çok dizisini izledim sevdiğim bir oyuncu. Genelde rollerinde aşırı bi eziklik yüklerlerdi karakterlerine ama bu sefer kardeşim ve benim dualarımız tutmuş olacak ki o eziklik hali pek yok. En azından öncekiler kadar :) Ve bu dizideki saç rengine modeline bayıldım acayip yakışmış ona. Sizce de öyle değil mi?
Biricik romanlarıma gelirsek onların sayıları çok olduğu için galiba pek hatırlamıyorum ne yazık ki. Son okuduklarım; Karamazov Kardeşler, Ateşböceği Yolu ve Sevdalinka...
Klasik okumayı seviyorsanız zaten Karamazov'u okumuşsunuzdur. İlk cildi biraz ağır ilerlese de ikincisi aşırı derecede sürükleyiciydi.
Ateşböceği'ni öylesine aldım elime başlamışken de bitireyim bari dedim. Güzel bir dostluğu anlatıyor. Çok tanıdık gelen arkadaşlık tespitlerini okumak insana hoş geliyor. Kendinizden duygularla sık sık karşılaşabileceğiniz için okuması güzel oldu kanımca :)
Sevdalinka... Adında sevda geçince çerezlik eğlenceli bişeydir bu diye arkadaşımın kitaplığından aldığım, arka kapağını okuyunca da tamamen başka birşeyle karşılaşacağımı dank ettiğim bir kitap. Bosna'yı anlatıyor. Bence yakın tarihten bir şeyler öğrenmek istiyorsanız hoş bir öykünün içine harmanlanmış Bosna tarihini okumalısınız. Açıkçası utanarak söylüyorum ki o döneme ilişkin fazla bir bilgim yoktu benim evet şu olmuş evet o da olmuş biliyorum ama hep kulaktan dolma. Okuyunca hem daha kesin bilgiler edindim hem de şimdi yaşananlarla karşılaştırdım, zihnimde bazı şeyler yerli yerine oturdu. Ve bazı şeylerin nasıl olabildiğini asla anlayamayacağımı anladım. Ayrıca bu kadar drama uygun bir konusu olmasına rağmen kitap oldukça gerçekçi kalmış acındırmaya ağlatmaya çalışmamış. Zırlamayın öğrenin der gibi sanki. Kısaca okuyun.
Sevdalinka'nın arka kapağından;
Bosnalı gazeteci olan Nimeta, dünya tarihinin en acımasız soykırımlarından birinin yaşandığı Bosna savaşının ortasında kendisi ve ailesi için yaşam mücadelesini verirken, içinde kıyasıya süren bambaşka bir savaşla da başetmek zorundaydı.
Bugün bi anlık gazla yazmaya başlamasam eminim ki önümüzdeki uzun aylar boyunca hep yazmak istemiş ve yazmamış olacaktım. İşe yarar şeylerden bahsetmemiş olsam da bunları yazdığım için ben bayağı rahatladım. Kendinize iyi davranın ve beni unutmayın :)
Kışın yaklaşmakta olduğu bi yerlerden Canlina bildirdi!!
17 Nisan 2013
Bi Çay :)
Tam olarak bir yazı sayılmaz ancak yaşadığımın bir kanıtı ve kazara buraya düşenleri gülümsetecek bir şeyler bulunsun istedim burada. Buyrunuz çingular;
Şu son dönemde aşırı derecede ben de, yakın ve uzak çevremdeki herkeste takıntı haline gelen çay manyaklığına dair bi iki fotoğraf;
Şu son dönemde aşırı derecede ben de, yakın ve uzak çevremdeki herkeste takıntı haline gelen çay manyaklığına dair bi iki fotoğraf;
Çaya son noktayı da İsmail Abi koysun ;)
Eski Türk filmleriyle de pek sık eğleniyoruz, mantık hatalarının haddi hesabı yokmuş ama biz ne yapalım :) :)
Yüksek mühendisim seviyeli bir muhitin insanıyım ben!
İtlik,kumarbazlık ve ahlaksızlık mesleğine geçiş yapan atom fiziği profesörümüz Kadir İnanır;
(ben de o mesleğe geçiş yapmayı düşünmüyor değilim böyle olmayacak)
İşte bundaysa neyi nasıl açıklayayım hangisine güleyim bilemedim; doktoru görmek için kendini vuruyor sonra yine aynı sebepten narkoz istemiyor, Ediz Hun'dan çıkarılan mermi de eline hatıra olarak doktor tarafından uzatılıyor! Aslında şunu diyebilirim efendim şimdi aklıma geldi; Nerde o eski sevdalar sevdalılar nerdeee :D :D
27 Şubat 2013
11 Cevaplı Mim
Yine bekletmeyeceğim hemen yazacağım diye düşündüğüm bir mimi günler sonra yazarak karşınızdayım ;) Mimimiz aslında 11 soruya cevap verip sonra da başka kişilere 11 soru yazarak yapılıyor ama ben bu mimi bekletirken herkes zaten yazınca ben de yalnızca 11 cevap yazmaya karar verdim. Beni mimlediği ve uzun bir sürenin sonunda bloguma kavuşmamı sağladığı için Secret'a çok teşekkür ederim :) :)
Dünyayı dolaşmak birçok insanın hayali olduğu gibi benim de hayalim.Gerçek olur mu bilinmez ama olsa da çok güzel olur hani^^ Bu soruyu çocukken sorsan tak diye düşünmeden İtalya derdim daha da özele indirirsek Venedik :) Kanallar,şatolar,çeşit çeşit maskeler, sular altında bir şehir vesaire vesaire çok romantik çok hoş ki! Şimdi bu şehre dizilerinden filmlerinden dolayı Kore ve Japonya da eklendi. Japonya da gezilecek dolaşılacak çok yer var kültürleri çok ilginç Kore'yse gezi yerleri açısından daha çok dizi çekimlerinin yapıldığı yerlerle sınırlı galiba. Ama sonuçta oraya gidince sevdiğim-merak ettiğim birçok şeyin izini bulabilirim diye düşünüyorum. İlk aklıma gelen içinde yumurta yenilen saunaları :) Gece bile kalabiliyorsun orada düşünsene! Türkiye'de de böyle yerler yaygın olsun isterdim hem rahat rahat giyinip hem istediğin gibi kafana göre takılabileceğin bi yer. Gidersem otel pahalı gelirse öyle mi yapsam napsam^^ Bu arada İngiltere de dolaşmayı istediğim ülkeler arasında özellikle North and South'dan sonra eski isteğim tekrar kendini hatırlattı.
Çok zorlandığım bir ders olmadı en kötü derslerim hep orta seviyedeydi ama Fizik ve Matematik diyebilirim buna. Fizik dersini yalnızca yapabildiğim zamanlar severdim şimdi kendisiyle en ufak alakam kalmadığı için aramız nasıl bilmiyorum. Matematik de lisedeyken hiç 90lı falan notlar alamadığım tek ders sanırsam. Üniversitedeyken de 100 ve yakını notlar aldım kendisinden.Aradaki çelişkiye bakar mısınız? Ben bunu sayısalcı olarak eşit ağırlığa yerleşmeme bağlıyorum. Galiba hocalar bunlar bilmez deyip tmlere hep kolay soruyorlar yani aslında onlara göre zor. Çok saçma ve uzun bir cevap oldu noktalıyorum bu soruyu burada.
Daha farklı yerlerde olmayı düşündüğüm zamanlar oluyor fakat yaşadığım hayatta memnunum oldukça :) Ailemleyim çok iyi arkadaşlarım var hafif rahatsızlıklar dışında sağlığım yerinde bunlar yeterli değil midir zaten mutlu olmaya :) Arada geleceğe ilişkin şüpheyle baksam da birileri bir şeyleri daha beter hale getirmeye çalışsa da inadına mutluyum belki de bugün :D
1.Hiç terk edildiğin oldu mu?
Ben bugün gayet mutluydum çingu oldu mu soru?Hatırlamaya çalışırsam çıkar kesin de en güzeli unutmak,düşünmemek :)
2.En yakın arkadaşın bir çocuktan hoşlanıyor ve sen de daha sonra o çocuktan hoşlanmaya başladın.Üstüne bir de bu çocuk senden hoşlanıyor. Ne yaparsın?
Pek karmaşık ama çok sık karşılaşılan bi durum galiba. Yapılacak şey en doğru ne olur bilemedim. Zamana bırakalım zaman çözer zamanla derdim ben galiba o_O
3.Gitmek istediğin ilk 3 ülke?
Dünyayı dolaşmak birçok insanın hayali olduğu gibi benim de hayalim.Gerçek olur mu bilinmez ama olsa da çok güzel olur hani^^ Bu soruyu çocukken sorsan tak diye düşünmeden İtalya derdim daha da özele indirirsek Venedik :) Kanallar,şatolar,çeşit çeşit maskeler, sular altında bir şehir vesaire vesaire çok romantik çok hoş ki! Şimdi bu şehre dizilerinden filmlerinden dolayı Kore ve Japonya da eklendi. Japonya da gezilecek dolaşılacak çok yer var kültürleri çok ilginç Kore'yse gezi yerleri açısından daha çok dizi çekimlerinin yapıldığı yerlerle sınırlı galiba. Ama sonuçta oraya gidince sevdiğim-merak ettiğim birçok şeyin izini bulabilirim diye düşünüyorum. İlk aklıma gelen içinde yumurta yenilen saunaları :) Gece bile kalabiliyorsun orada düşünsene! Türkiye'de de böyle yerler yaygın olsun isterdim hem rahat rahat giyinip hem istediğin gibi kafana göre takılabileceğin bi yer. Gidersem otel pahalı gelirse öyle mi yapsam napsam^^ Bu arada İngiltere de dolaşmayı istediğim ülkeler arasında özellikle North and South'dan sonra eski isteğim tekrar kendini hatırlattı.
4.Karar vereceğin zaman kalbinle mi mantığınla mı hareket edersin?
İkisinden birini direk seçemem orta nokta bulmaya çalışırım genelde. Bulamazsam da karar vereceğim şeye bağlı olarak bir tercih yaparım. Hayatımı çok etkileyecek birşeyse mantığım önde olur yok daha basit bir kararsızlıksa kalbimi dinlerim. Mesela kalbim acayip mi acayip çikolata istiyor ama aşırısı hem sivilceye hem kalorilere davetiye gönderiyor. Aklım diyor ki yeme daha yeni yedin sen bak! Ama şimdi bu anında sonuçlarını pat diye öne seren çok önemli bir karar olmadığından kalbimi dinleyip kalorileri bağrıma basıyorum:)
5.Okul hayatın boyunca en zorlandığın ders hangisi olmuştur?
Çok zorlandığım bir ders olmadı en kötü derslerim hep orta seviyedeydi ama Fizik ve Matematik diyebilirim buna. Fizik dersini yalnızca yapabildiğim zamanlar severdim şimdi kendisiyle en ufak alakam kalmadığı için aramız nasıl bilmiyorum. Matematik de lisedeyken hiç 90lı falan notlar alamadığım tek ders sanırsam. Üniversitedeyken de 100 ve yakını notlar aldım kendisinden.Aradaki çelişkiye bakar mısınız? Ben bunu sayısalcı olarak eşit ağırlığa yerleşmeme bağlıyorum. Galiba hocalar bunlar bilmez deyip tmlere hep kolay soruyorlar yani aslında onlara göre zor. Çok saçma ve uzun bir cevap oldu noktalıyorum bu soruyu burada.
6.Marka takıntın var mı?
Markalara hiç önem vermem hatta çoğu ünlü markanın adını bile yeni yeni öğrenmekteyim. Aldığım şey kaliteli olsun onu seveyim yeter bana ne markasından.
7.Ailen yabancı damat olayına ne der?
Kardeşim bu konuda yıllardır altyapıyı hazırlıyor Koreli biriyle evleneceğim diyerek benden pek beklemezler ama çok da karşı çıkacaklarını sanmıyorum. Tek sorun ülke olur galiba onları bırakıp gitmemi istemezler ve ben de onları bırakmak istemem. Yabancı damadımızı Türkiye'ye alalım lütfen:)
8.Hayatında pişmanlığını yaşadığın bir olay var mı?Keşke yapmasaydım ya da keşke demeseydim dediğin?
Elimden geldiğince pişmanlıklarımı en aza indirerek yaşamaya çalışıyorum. Tabi bu konuda aklım başıma çok geç geldi ama geldi ya sonuçta. Bir keresinde söylediğim bir sözün birini benden uzaklaştırdığını hissettim. Konuştuğum şey tamamen kendimle ilgili bir durumdu. Etrafımdaki birinin bunu fark edip sonra da böyle davranacağını hiç düşünmemiştim. Aslında benden uzaklaşmasının tam nedeni bu mu ondan da emin değilim ama hissedersiniz ya hissettim ki bundandı. Ki zaten beni de yanlış anlamıştı biraz ben de çok önemli bulmadığım için sonradan açıklamada yapmadım. O zamanlar pişmandım biraz ama şimdilerde belki de böylesi daha iyi olmuştur diyorum. Her şeyde bir hayır vardır :)
9.Şu an yaşadığın hayattan memnun musun? Daha farklı bir yerde olmak ister miydin?
Daha farklı yerlerde olmayı düşündüğüm zamanlar oluyor fakat yaşadığım hayatta memnunum oldukça :) Ailemleyim çok iyi arkadaşlarım var hafif rahatsızlıklar dışında sağlığım yerinde bunlar yeterli değil midir zaten mutlu olmaya :) Arada geleceğe ilişkin şüpheyle baksam da birileri bir şeyleri daha beter hale getirmeye çalışsa da inadına mutluyum belki de bugün :D
10.Tekrar tekrar okumaktan bıkmadığın kitaplar tekrar izlemekten vazgeçemediğin filmler var mı?
Çok sevdiğim kitaplar çok sevdiğim filmler var fakat kitap ve film dünyası o kadar genişledi ki rastlantı olmadıkça kendim izlediğim bir şeyi tekrar açmıyorum yeni şeyler görmem gerektiğini düşünüyorum. Ama bol bol vaktim olsa Şubat'ın eski bölümlerini tekrar izlemek isterdim şu aralar^^
11.Anneni mi daha çok seviyorsun babanı mı?
Çok sevdiğim kitaplar çok sevdiğim filmler var fakat kitap ve film dünyası o kadar genişledi ki rastlantı olmadıkça kendim izlediğim bir şeyi tekrar açmıyorum yeni şeyler görmem gerektiğini düşünüyorum. Ama bol bol vaktim olsa Şubat'ın eski bölümlerini tekrar izlemek isterdim şu aralar^^
11.Anneni mi daha çok seviyorsun babanı mı?
15 Şubat 2013
!!
Biliyorum çingular uzun zamandır yazı yazmadım. Biraz da bu sürenin uzamasının nedeni eğlenceli içime sinen sevdiğim bir yazıyla dönmüş olmaktı ama olmadı. Türkiye'de ne olması gerektiği gibi olmuyorsa bu da olmadı! Yine benim sinirler tepeme çıktı ona buna sataşmadığımdan da soluğu blogumda aldım. Aslında bahsedeceğim konuya ilişkin söylemek istediğim onca şey var ama yazıp kendimi iyice üzmekte istemiyorum. Bu yüzden okuyup beğendiğim ŞURADAKİ yazıyı okumanızı öneriyorum. Ki bu yazı oldukça yumuşak bir dille yazılmış olabildiğince sakin bir yazı olmuş bence.Yapılan şeyin yalnızca SHUlara değil onlardan daha fazla olan müracaatçılara (hizmet verdikleri insanlara) da telafisi mümkün olmayacak zararlar vereceğini unutmayın!!
EDİT: Bu yazıyı paylaşmışken bunu da eklemek istedim:
EDİT: Bu yazıyı paylaşmışken bunu da eklemek istedim:
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'nın yeniden yapılanma
çerçevesinde hazırladığı ve yürürlüğe koyduğu Sosyal Hizmet
Merkezleri Yönetmeliğinde de sosyal hizmet mesleğini ve uygulayıcıları
sosyal hizmet uzmanlarını yok saymak davranışı açıkça görülmektedir.
Mesleğimize ve meslektaşlarımıza yönelik saldırıların nedenini
merak ediyoruz? Bizler insana insanla, insanca hizmet eden meslek
elemanlarıyız.İnsana ve haklara saygı duymak mesleğimizin temel
değerlerindendir.Bizler de mesleğimize ve meslektaşlarımıza yönelik
olarak yapılan tüm saldırılara karşı duracağımızı, saygı
göstermeyenleri tarihe not aldığımızı ve unutmayacağımızı tüm
kamuoyuna bildiriyoruz.Bu bağlamda ;
Sosyal hizmetlerin ve sosyal yardımların yeniden yapılanması
sürecinde, hizmetlerin hak temelli bir çerçevede verilmesi gerektiğine
inanıyoruz.Mesleğimize ve meslektaşlarımıza yönelik saldırılara DUR
demek için, hak kayıplarımızın düzeltileceği güne kadar EYLEM deyiz.
Mesleğine ve onuruna sahip çıkan sosyal hizmet uzmanları,
sosyal hizmet akademisyenleri, sosyal hizmet öğrencileri 25 Şubat 2012
Saat : 14.00 'da Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı önünde
buluşmaya, haklarımızın geri verilmesi için taleplerimizi haykırmaya
davet ediyoruz.Takviminizi ve saatlerinizi ayarlayınız.UNUTMAYINIZ !
HAK VERİLMEZ ALINIR...
Murat ALTUĞGİL
SHUDER
GENEL BAŞKANI
31 Aralık 2012
Yeni mi yıl?
Şimdi evet bu bir yeni yıl yazısı ancak içi neşe dolu mutluluk dileyen kelimelerden pek az nasibini alacak. Sonra " Uyarmadı! Bu ne Canlina? " demeyin bana!
Neye neden bu kadar kızdım sinirlendim emin değilim ama bu yıl mutlu mutlu yazılarla kendimizi kandırmak istemedim. "Evet dışarda bir çok kötü şey var ve biz hep onlara şahit oluyoruz alış bunlara!" demeyin. Ki hepimiz yeterince alıştık ama alıştığımız şeylere karşı da durmamız gerekmez mi bazen?
Aslında belli bir şeye karşı sinir harbi yaşamıyorum şu an aksine mutluyum belki de. Ama dün izlediğim bir film bana bunu hatırlattı madem o an karamsarım niye iyimser gibi davranmaya çalışıyorum ki.
"Her zaman iyimser olamayız ki!"
Filmin temasının bununla bir ilgisi yok ama bu durum benim dikkatimi çekti ve bu yazının sorumlusu o filmdir.
Siz ne kadar iyi şeyler dileseniz de bu yıl ve öncesinde olduğu gibi 2013 ve daha sonraki yıllarda aynı oranda sevinç ve hüzünle geçecek. Yani kendimizi boşuna yoruyoruz. Yüzünüze karşı bunu söylemek istemezdim ama birilerinin de bunu hatırlatması lazım. Mesela benim önceki yılbaşı için yazdığım yazı gayet pozitif ara ara hayalciliğe ulaşmış dileklerimle dolu. Baktım az önce hiçbiri gerçek olmamış yalnızca bikaç tanesi ufak adımlarla ilerlemeye alınmış. Fark ettim ki istemek yetmiyor birşeyler yapmak lazım bir şey yapmak için tembel olmamak lazım. Ama benim bu isteğim gerçek olmamış gayet tembel hissediyorum kendimi ne olacak şimdi :) Yalnız geçen yılı düşününce eskisi kadar üşengeç olmadığımın da farkındayım yalan olmasın.
Hah işte bir de böyle bir durum var. İnsanlar garip yaratık başlarına bu kadar dert açan yeni yılı da kutluyorlar. Haberleri izlemeye korkar olduğum bir ülkede yaşıyorum daha ne diyim ki!
Ayrıca nankörlük mevzusu da var. Daha bi yıl önce hoşgeldin 2012 diye gezinip şimdi sen kötüydün kakaydın diyerek 2013'e sarılıyoruz. Suç 2012'nin mi senin mi bi düşün kardeşim!
Vandalina kimdir nedir çok bir bilgim yok ama şu yaptıkları işe hayran kaldım umarım devamı gelir. Her gün 5 kadın ne demek 2 saniye oturup düşünmek lazım!
Bu yıl hiç kimseye hediye almamış biri olarak bu çizim hem içimi rahatlatıyor hem de üzüyor beni. Ama karamsar havamdan biraz çıkarsam insanın sevgisini göstermesi için kendinden başka şeye ihtiyaç duymaması çok güzel :)
Aslında bu kadar olumsuzluğun varlığı yetti diyorum biraz da umut dolu mu baksam ;
Duvardan ancak böyle bakılıyor galiba bir an yazacak hiçbir şey bulamadım da :) :)
Aydınlık günler kolay kolay gelmeyecek ama biz yine de zorlayalım demişiz. Yağmurla yaşamaya alışmamak lazımsa demek ki.
Umudunu Kaybetme en sevdiğim filmlerdendir. Hala izlemeyeniniz varsa umudunuzu kaybettiğiniz bir anda izleyin :)
Bu derece olmasa da iyi insanlar hala var, umarım onlardan bolca tanıyorsunuzdur^^
Not: Sadece sizleri suçlarmış gibi yazdığım cümleler var sakın alınmayın ben onları kendim için de söyledim. Aynılarını ben de yapıyorum. Belki bu akşam içinizde en çok güleniniz ben olacağım hiç belli olmaz yani :)
İkinci not: Fotoğrafların hepsi alıntıdır. Çekenlerin yapanların eline sağlık.
Üçüncü not: Umut dolu kısmı biraz zorlama gibi durmuş ama idare edin, daha güzeli 2014'ün başına!
Dördüncü not: Nedense dün izlediğim filmin adını yazasım gelmedi. Umarım finallerden bir kaçış bulur da tanıtım yazısı yaparım öyle öğrenirsiniz:) Ya da belki bilen çıkar ;)
Neye neden bu kadar kızdım sinirlendim emin değilim ama bu yıl mutlu mutlu yazılarla kendimizi kandırmak istemedim. "Evet dışarda bir çok kötü şey var ve biz hep onlara şahit oluyoruz alış bunlara!" demeyin. Ki hepimiz yeterince alıştık ama alıştığımız şeylere karşı da durmamız gerekmez mi bazen?
Aslında belli bir şeye karşı sinir harbi yaşamıyorum şu an aksine mutluyum belki de. Ama dün izlediğim bir film bana bunu hatırlattı madem o an karamsarım niye iyimser gibi davranmaya çalışıyorum ki.
"Her zaman iyimser olamayız ki!"
Filmin temasının bununla bir ilgisi yok ama bu durum benim dikkatimi çekti ve bu yazının sorumlusu o filmdir.
Siz ne kadar iyi şeyler dileseniz de bu yıl ve öncesinde olduğu gibi 2013 ve daha sonraki yıllarda aynı oranda sevinç ve hüzünle geçecek. Yani kendimizi boşuna yoruyoruz. Yüzünüze karşı bunu söylemek istemezdim ama birilerinin de bunu hatırlatması lazım. Mesela benim önceki yılbaşı için yazdığım yazı gayet pozitif ara ara hayalciliğe ulaşmış dileklerimle dolu. Baktım az önce hiçbiri gerçek olmamış yalnızca bikaç tanesi ufak adımlarla ilerlemeye alınmış. Fark ettim ki istemek yetmiyor birşeyler yapmak lazım bir şey yapmak için tembel olmamak lazım. Ama benim bu isteğim gerçek olmamış gayet tembel hissediyorum kendimi ne olacak şimdi :) Yalnız geçen yılı düşününce eskisi kadar üşengeç olmadığımın da farkındayım yalan olmasın.
Hah işte bir de böyle bir durum var. İnsanlar garip yaratık başlarına bu kadar dert açan yeni yılı da kutluyorlar. Haberleri izlemeye korkar olduğum bir ülkede yaşıyorum daha ne diyim ki!
Vandalina kimdir nedir çok bir bilgim yok ama şu yaptıkları işe hayran kaldım umarım devamı gelir. Her gün 5 kadın ne demek 2 saniye oturup düşünmek lazım!
Bu yıl hiç kimseye hediye almamış biri olarak bu çizim hem içimi rahatlatıyor hem de üzüyor beni. Ama karamsar havamdan biraz çıkarsam insanın sevgisini göstermesi için kendinden başka şeye ihtiyaç duymaması çok güzel :)
Aslında bu kadar olumsuzluğun varlığı yetti diyorum biraz da umut dolu mu baksam ;
Duvardan ancak böyle bakılıyor galiba bir an yazacak hiçbir şey bulamadım da :) :)
Aydınlık günler kolay kolay gelmeyecek ama biz yine de zorlayalım demişiz. Yağmurla yaşamaya alışmamak lazımsa demek ki.
Umudunu Kaybetme en sevdiğim filmlerdendir. Hala izlemeyeniniz varsa umudunuzu kaybettiğiniz bir anda izleyin :)
Ne olursa olsun böyle içten gülümseyebilmemiz dileğiyle ;)
Not: Sadece sizleri suçlarmış gibi yazdığım cümleler var sakın alınmayın ben onları kendim için de söyledim. Aynılarını ben de yapıyorum. Belki bu akşam içinizde en çok güleniniz ben olacağım hiç belli olmaz yani :)
İkinci not: Fotoğrafların hepsi alıntıdır. Çekenlerin yapanların eline sağlık.
Üçüncü not: Umut dolu kısmı biraz zorlama gibi durmuş ama idare edin, daha güzeli 2014'ün başına!
Dördüncü not: Nedense dün izlediğim filmin adını yazasım gelmedi. Umarım finallerden bir kaçış bulur da tanıtım yazısı yaparım öyle öğrenirsiniz:) Ya da belki bilen çıkar ;)
25 Aralık 2012
Kitapların Kıyısından
Uzun zamandır kitap okurken beğendiğim kısımları buraya da yazmak istiyordum ola ki kitap okumayan birileri bloguma düşerse bu cümlelerden mahrum kalmasın diye:) Yoksa kendim için bir şey istemiyorum zaten bu cümleler aklımda kalsın falan yok öyle şeyler ;))
Paulo Coelho
* Günün ilk ışıkları tanyerinden yükselmeye başlarken, çoban koyunlarını gündoğusu yönünde sürmeye başladı. 'Hiçbir zaman bir karar vermek gereksinimi duymuyorlar.' diye düşündü. 'Belki de bu yüzden hep benim yanımda kalıyorlar.' Su ve yiyecekten başka bir gereksinim duymuyordu koyunlar. Onların çobanı olarak Endülüs'ün en iyi otlaklarını bildiği sürece, kendisiyle her zaman dost kalacaklardı. Güneşin doğuşu ile batışı arasında eğleşen, uzun saatlerden oluşan günlerin biri ötekinden farklı olmasa da; kısacık yaşamları boyunca tek kitap okumasalar, köylerde olup bitenleri anlatan delikanlının insan dilini anlamasalar da. Yiyecek ve suyla yetiniyorlardı ve bu onlar için yeterliydi. Buna karşılık yünlerini,arkadaşlıklarını ve kimi zaman da etlerini cömertçe sunuyorlardı.'Günün birinde canavara dönüşsem ve tek tek hepsini öldürsem, sürünün hepsini boğazladıktan sonra ancak işin farkına varırlardı.' diye düşündü delikanlı. 'çünkü bana inanıyorlar ve artık kendi güçlerine güvenmiyorlar. Bu böyle, çünkü onları otlağa ben götürüyorum.'
* Mutluluğun gizi dünyanın bütün harikalarını görmektir, ama kaşıktaki iki damla yağı unutmadan.
// Simyacı
* Gözümüzün önünde büyük hazineler olduğu zaman asla göremeyiz onları. Peki neden bilir misin? Çünkü insanlar hazineye inanmazlar.
// Simyacı
* Çocuk masallarında, prensesler kurbağalara öpücük verir ve kurbağalar sevimli prenslere dönüşür. Gerçek yaşamdaysa, prensesler prensleri öper ve prensler kurbağaya dönüşür.
// Piedra Irmağının Kıyısında
* Senin de çok iyi bildiğin gibi bu bir geçiş anı, demek geçti içimden. Yasak olan şey. İnsan, bile bile bardak kırmaz. Bir lokantada ya da kendi evimizde, bardakları masanın kenarına koymayız. Kafamızın içindeki dünya bizi, bir bardağı düşürüp kırmamak için dikkat etmeye zorlar.Bu arada kaza ile bir bardak kıracak olursak, bunun aslında hiç de önemli olmadığının farkına varırız,diye düşündüm. Garson, 'önemli değil' der; ayrıca kırılan bir bardağın hesaba ilave edildiğini şimdiye kadar hiç görmedim. Bardak kırmak, yaşamımızın bir parçasıdır ve bunun için lokantada kendimizi hiç suçlamayız.
// Piedra Irmağının Kıyısında
Açıkçası bu yazıya birkaç kitap daha ekleyip öyle yayınlamak istiyordum ama zamansızlıktan artık kitap bile okuyamıyorum doğru dürüst çingular! Bu ay da hiç yazı yazamayınca ve blogumu yalnız bıraktığımı düşününce aylardır beklettiğim bu cümleleri paylaşmak için dayanamadım beklemeye. İki kitabı da vakti zamanın da çok sevmiştim tavsiye ederim :)
Not: Ve yaşıyorum ben her şeye inat^^
Paulo Coelho
* Günün ilk ışıkları tanyerinden yükselmeye başlarken, çoban koyunlarını gündoğusu yönünde sürmeye başladı. 'Hiçbir zaman bir karar vermek gereksinimi duymuyorlar.' diye düşündü. 'Belki de bu yüzden hep benim yanımda kalıyorlar.' Su ve yiyecekten başka bir gereksinim duymuyordu koyunlar. Onların çobanı olarak Endülüs'ün en iyi otlaklarını bildiği sürece, kendisiyle her zaman dost kalacaklardı. Güneşin doğuşu ile batışı arasında eğleşen, uzun saatlerden oluşan günlerin biri ötekinden farklı olmasa da; kısacık yaşamları boyunca tek kitap okumasalar, köylerde olup bitenleri anlatan delikanlının insan dilini anlamasalar da. Yiyecek ve suyla yetiniyorlardı ve bu onlar için yeterliydi. Buna karşılık yünlerini,arkadaşlıklarını ve kimi zaman da etlerini cömertçe sunuyorlardı.'Günün birinde canavara dönüşsem ve tek tek hepsini öldürsem, sürünün hepsini boğazladıktan sonra ancak işin farkına varırlardı.' diye düşündü delikanlı. 'çünkü bana inanıyorlar ve artık kendi güçlerine güvenmiyorlar. Bu böyle, çünkü onları otlağa ben götürüyorum.'// Simyacı
* Mutluluğun gizi dünyanın bütün harikalarını görmektir, ama kaşıktaki iki damla yağı unutmadan.
// Simyacı
* Gözümüzün önünde büyük hazineler olduğu zaman asla göremeyiz onları. Peki neden bilir misin? Çünkü insanlar hazineye inanmazlar.
// Simyacı
* -Kim ve ne olursa olsun,dedi, yeryüzünde her insan,her zaman,dünya tarihinde başrolü oynar. Ve doğal olarak o bilmez bunu.
Delikanlı gülümsedi. Hayatın, bir çoban için bu kadar önemli olabileceğini hiç düşünmemişti.
-Elveda, dedi Simyacı.
-Elveda, diye yanıtladı delikanlı.
// Simyacı* Çocuk masallarında, prensesler kurbağalara öpücük verir ve kurbağalar sevimli prenslere dönüşür. Gerçek yaşamdaysa, prensesler prensleri öper ve prensler kurbağaya dönüşür.
// Piedra Irmağının Kıyısında
* Senin de çok iyi bildiğin gibi bu bir geçiş anı, demek geçti içimden. Yasak olan şey. İnsan, bile bile bardak kırmaz. Bir lokantada ya da kendi evimizde, bardakları masanın kenarına koymayız. Kafamızın içindeki dünya bizi, bir bardağı düşürüp kırmamak için dikkat etmeye zorlar.Bu arada kaza ile bir bardak kıracak olursak, bunun aslında hiç de önemli olmadığının farkına varırız,diye düşündüm. Garson, 'önemli değil' der; ayrıca kırılan bir bardağın hesaba ilave edildiğini şimdiye kadar hiç görmedim. Bardak kırmak, yaşamımızın bir parçasıdır ve bunun için lokantada kendimizi hiç suçlamayız.
// Piedra Irmağının Kıyısında
Açıkçası bu yazıya birkaç kitap daha ekleyip öyle yayınlamak istiyordum ama zamansızlıktan artık kitap bile okuyamıyorum doğru dürüst çingular! Bu ay da hiç yazı yazamayınca ve blogumu yalnız bıraktığımı düşününce aylardır beklettiğim bu cümleleri paylaşmak için dayanamadım beklemeye. İki kitabı da vakti zamanın da çok sevmiştim tavsiye ederim :)
Not: Ve yaşıyorum ben her şeye inat^^
18 Kasım 2012
Mim Turşusu
Şimdi şimdi ben öncelikle bu kadar geç yazdığım için beni mimleyen çingularıma üzgün olduğumu belirtmek isterim ve zamanında beni hatırlayıp mimledikleri için çok teşekkürler.Bu kadar bekletmemin sebebi içimden yazmak geldiğinde yazayım, kuru yazılar çıkmasındı ortaya.Ama artık ne kadar biriktirdiysem turşu yapılacak kadar oldular ben de hadi hayırlısıyla bir kurayım şunu dedim;
İlk mim Irmak'tan devam etmesini istediğim filmler, diziler ve animeler?
Aslında izlediğim bir çok yapım için bunu düşünüyorum ama hepsini tek tek yazamam.Hem aslında tadında bıraktıkları için de ayrı bir severim o dizileri.Devam etselerdi bir yerden sonra eski kalitesini kaybedecekti aklımızdaki kadar güzel kalmayacaktı belki o diziler.
Ama bu mimi ilk duyduğumda aklıma Hiyokoi geldi.Sadece 22 dakikalık bir anime!Tadı damağımda kaldı dediğiniz cinsten tam o karakterleri sevmişken sizden ayrılıyorlar.Şimdi konusundan da bahsetmek isterim ama zaten o kadar kısa ki gidin izleyin bence.Hatta sizin için linkini de buldum; tık tık... Galiba mangası da var ama ben okumadım bilmiyorum.
İkinci mim Hoi Hoi'den kendini kötü hissettiğinde ne yaparsın?
Aslında bu duruma göre değişiyor.
Bazen kötü hissedince hemen geçmesini istiyorum ve bunun için uğraşıyorum.Canlı, eğlenceli parçalar dinliyorum.Hopluyorum zıplıyorum.Üşengeçliğim tutmazsa biraz yürüyorum.Komedi filmleri, dizileri tüketiyorum bol bol :D Aaa bir de o benim üzgün,kızgın olduğum anlarda yanımda yakın bir arkadaşım varsa vay haline! NŞA'da hiç konuşmayan benim çenem açılabiliyor. Beni o hale getirenler için korkunç senaryolar üretip komplo planları kurmamı dinliyorlar.Aslında benimkiler bundan pek rahatsız olmuyor gibi sanki hep desteklerler, ara ara da birlikte yazarız o senaryoları!
Bazense iyice depresyona sokuyorum kendimi :) Yani burdan ne anlıyoruz kendimizi üzen tek insan kendimiziz! Yani ben de böyle.Hiçbir şey yapmıyorum mecburi faaliyetler dışında.Dram kokan şarkılar dinleyip, nerede ağlak film var onu arıyorum.Şu ağlatan filmleri bulmak konusunda uzun zamandır başarısızım ama.Altına yorum yazmışlar ağlamaktan öldüm diye ben de tık yok!Ne oluyor Türkiye?Sorun sizde mi bende mi?
Üçüncü mim yine Hoi Hoi'ciğimden 'blogunuz sizin için tek kelimeyle ne ifade ediyor?'. Çingum şöyle güzel bir yazı yazmış ama benden o kadarını beklemeyin.Tek kelime de söyleyemem aslında kendimce birçok sebebi var blog açmamın.Ama tek kelime dersek de ilk aklıma gelen huzur, yazmak çok rahatlatıyor beni.
Sonraki mim ise Harmony'den favorilerim nedir?Harmony şurada eğlenceli bir yazı yazmış ama kısaca cevaplayıp işin kolayına kaçıyorum:):)
Favori rengim; sanırsam mavi her tonuna bayılıyorum uçuğuna da lacivertine de^^
Favori hayvanım; bütün hayvanları uzaktan severim. Harmony'nin yazısını okuduğumda bu mevsimde sivrisinek mi olur demiştim ama ben bunu dedikten sonra sivri ile aramda düzenli bir ilişkim oldu hiç terk etmiyor beni :(
Favori sayım; Böyle bir şey de yok aslında ama sayı deyince aklıma ilk 5 geldi 5 olsun bakalım.
Favori içeceğim; Maden suyu!Sadesi en sevdiğimdir ama meyveliler de hoş.Bir de bu yıl artık mecburiyet haline geldiğinden sürekli çay içer oldum.Birkaç yıl öncesine kadar sabahları 1 bardağı zor içirirlerdi bana.Akşamları kendime çay doldurmaya başlayınca evdekilerin şokunu görmeniz lazımdı.Ne yapabilirim ki artık bağımlı oldum ben de hala çok sevmiyorum ama içiyorum.Bu arada sebebi stajdır!Saat başı çay gelince önüne yok ben içmiyorum diyemiyorsun birinde olmasa öbüründe. Ki zaten çalışıyorsun o kadar biraz rahatlaman lazım ne yapacaksın ÇAY!
Facebook mu Twitter mı?; Aslında ikisinde de pek paylaşım yapmıyorum.Sadece bazı şeylerin takibini kolaylaştırıyor diye kullanıyorum.Ama twitter biraz daha eğlenceli istediğin kadar kendi kendine konuşman serbest sonuçta :)
Tutkum; En son bi çantaya tutulmuştum galiba ama hem ihtiyacım olmadığı hem de tuzlu olduğundan acı da olsa bu tutkuma yavaş yavaş son veriyorum.
Hediye almak mı vermek mi?; İkisinin de olumlu olumsuz yanları var.Eğer seveceğim bir şeyse hediye almak diyebilirim.
Favori günüm;Geçen yıl olsa cuma derdim çünkü ders yoku birşey yoktu mutlu ve huzurluydum.Bu yılsa hiçbir günü beğenmiyorum hepsinde de dolu ve meşgul bir insan oldum çıktım.Ne yapıyorsun deseniz onu bile anlatamam.
Favori çiçeğim; İlk aklıma papatya geldi ama biraz düşünce gelincik de çok güzel.Hem gelinciği koparmak daha zor daha doğrusu mantıksız, koptuğu anda o kırmızılıklar hemen döküleceği için.
Son mimlerimde ortak hem Hoi Hoi hem de Harmony blogumu ödüllemiş :) İkisine de çok teşekkür ediyorum ödül törenine çok geç kalıp onları beklettiğim için de üzgünüm.Bu yüzden ben de bu yazıyı okuyan birileri çıkarsa onlara ödül veriyorum hala benden haberdar oldukları için^^
En kısa zamanda tekrar yazmam ümidiyle özledim buraları;)
İlk mim Irmak'tan devam etmesini istediğim filmler, diziler ve animeler?
Aslında izlediğim bir çok yapım için bunu düşünüyorum ama hepsini tek tek yazamam.Hem aslında tadında bıraktıkları için de ayrı bir severim o dizileri.Devam etselerdi bir yerden sonra eski kalitesini kaybedecekti aklımızdaki kadar güzel kalmayacaktı belki o diziler.
Ama bu mimi ilk duyduğumda aklıma Hiyokoi geldi.Sadece 22 dakikalık bir anime!Tadı damağımda kaldı dediğiniz cinsten tam o karakterleri sevmişken sizden ayrılıyorlar.Şimdi konusundan da bahsetmek isterim ama zaten o kadar kısa ki gidin izleyin bence.Hatta sizin için linkini de buldum; tık tık... Galiba mangası da var ama ben okumadım bilmiyorum.
İkinci mim Hoi Hoi'den kendini kötü hissettiğinde ne yaparsın?
Aslında bu duruma göre değişiyor.
Bazen kötü hissedince hemen geçmesini istiyorum ve bunun için uğraşıyorum.Canlı, eğlenceli parçalar dinliyorum.Hopluyorum zıplıyorum.Üşengeçliğim tutmazsa biraz yürüyorum.Komedi filmleri, dizileri tüketiyorum bol bol :D Aaa bir de o benim üzgün,kızgın olduğum anlarda yanımda yakın bir arkadaşım varsa vay haline! NŞA'da hiç konuşmayan benim çenem açılabiliyor. Beni o hale getirenler için korkunç senaryolar üretip komplo planları kurmamı dinliyorlar.Aslında benimkiler bundan pek rahatsız olmuyor gibi sanki hep desteklerler, ara ara da birlikte yazarız o senaryoları!
Bazense iyice depresyona sokuyorum kendimi :) Yani burdan ne anlıyoruz kendimizi üzen tek insan kendimiziz! Yani ben de böyle.Hiçbir şey yapmıyorum mecburi faaliyetler dışında.Dram kokan şarkılar dinleyip, nerede ağlak film var onu arıyorum.Şu ağlatan filmleri bulmak konusunda uzun zamandır başarısızım ama.Altına yorum yazmışlar ağlamaktan öldüm diye ben de tık yok!Ne oluyor Türkiye?Sorun sizde mi bende mi?
Üçüncü mim yine Hoi Hoi'ciğimden 'blogunuz sizin için tek kelimeyle ne ifade ediyor?'. Çingum şöyle güzel bir yazı yazmış ama benden o kadarını beklemeyin.Tek kelime de söyleyemem aslında kendimce birçok sebebi var blog açmamın.Ama tek kelime dersek de ilk aklıma gelen huzur, yazmak çok rahatlatıyor beni.
Sonraki mim ise Harmony'den favorilerim nedir?Harmony şurada eğlenceli bir yazı yazmış ama kısaca cevaplayıp işin kolayına kaçıyorum:):)
Favori rengim; sanırsam mavi her tonuna bayılıyorum uçuğuna da lacivertine de^^
Favori hayvanım; bütün hayvanları uzaktan severim. Harmony'nin yazısını okuduğumda bu mevsimde sivrisinek mi olur demiştim ama ben bunu dedikten sonra sivri ile aramda düzenli bir ilişkim oldu hiç terk etmiyor beni :(
Favori sayım; Böyle bir şey de yok aslında ama sayı deyince aklıma ilk 5 geldi 5 olsun bakalım.
![]() |
| Stajda bizim bardaklar hiç güzel değil ama ne su ne de çay bardağı ikisi arasında bir şey:/ |
Facebook mu Twitter mı?; Aslında ikisinde de pek paylaşım yapmıyorum.Sadece bazı şeylerin takibini kolaylaştırıyor diye kullanıyorum.Ama twitter biraz daha eğlenceli istediğin kadar kendi kendine konuşman serbest sonuçta :)
Tutkum; En son bi çantaya tutulmuştum galiba ama hem ihtiyacım olmadığı hem de tuzlu olduğundan acı da olsa bu tutkuma yavaş yavaş son veriyorum.
Hediye almak mı vermek mi?; İkisinin de olumlu olumsuz yanları var.Eğer seveceğim bir şeyse hediye almak diyebilirim.
Favori günüm;Geçen yıl olsa cuma derdim çünkü ders yoku birşey yoktu mutlu ve huzurluydum.Bu yılsa hiçbir günü beğenmiyorum hepsinde de dolu ve meşgul bir insan oldum çıktım.Ne yapıyorsun deseniz onu bile anlatamam.
Favori çiçeğim; İlk aklıma papatya geldi ama biraz düşünce gelincik de çok güzel.Hem gelinciği koparmak daha zor daha doğrusu mantıksız, koptuğu anda o kırmızılıklar hemen döküleceği için.
Son mimlerimde ortak hem Hoi Hoi hem de Harmony blogumu ödüllemiş :) İkisine de çok teşekkür ediyorum ödül törenine çok geç kalıp onları beklettiğim için de üzgünüm.Bu yüzden ben de bu yazıyı okuyan birileri çıkarsa onlara ödül veriyorum hala benden haberdar oldukları için^^
En kısa zamanda tekrar yazmam ümidiyle özledim buraları;)
17 Ekim 2012
Nerdesin Şekerim? (uzun hikaye)
En zoru ne biliyor musunuz?Bir şeye başlamak!Neyi nasıl ne şekilde yazacağını belli ederek adım atmak.Sonrası eğer sizin için uygun yolsa kendiliğinden geliyor.Şimdi diyeceksiniz ki peki biz şimdi bu konuya nerden düştük?Açıklaması uzun hikaye:) Canlina kişisi olarak ben nasıl başlayacağımı bulamadım ve 54655856 tane fikir üretip hiçbirini beğenmeyince bu çıktı ortaya.Okulum başladığından beri blogumun 1.yaşı dışında hiçbir yazı yazamadım.Aslında çen çen yapacağım yine 54655856 tane konu vardı ama beni şaşırtacak derecede yoğun başlayan okulum buna mani oldu.Her zamanki tembelliğimin eseri değil bu çingularım.Mesela bu hafta derslerimin başladığı 5. hafta ama bana daha 2 hafta bile olmamış gibi geliyor.Sürekli bir yerlere koşturuyorum,bir şeyler için uğraşıyorum.Elime geçense yarım kalmış binlerce şey.Şimdi bile son 3 haftanın staj raporlarını yazmam gerekirken oturdum bunu yazıyorum.Sorumlusuysa Uzun Hikaye dir.Aslında sinemaya da gitmeyip rapor yazmaktı niyetim ama kanıma girdiler 'amaaaan akşama yazarım onları' dedim.İyi ki de böyle demişim ;
Çok Acayip Be Arkadaş^^
Filmi izlemeden önce Uzun Hikaye'nin hoş bir film olacağını tahmin etmiştim ama bu kadarını beklemiyordum.Türk filmlerinde sık sık karşılaştığımız saçma sapan olaylar yaşanacak falan dedim ama korktuğum olmadı.Hatırladığım kadarıyla Dedemin İnsanları'ndan bu yana her şeyiyle içime sinen ilk film oldu.
Hani hayatta hep olsunlar dediğimiz ama bir türlü karşılaşamadığımız insanlar var ya mert,cesur,herkese hakkını veren,paylaşmak nedir bilen insanlar.İşte bu filmde Ali karakteriyle ile hayat bulmuş!
Ali sevdiği kız Münire'yi ailesi başka birisiyle evlendirmek isteyince bu ikilimiz çok manyak bir şekilde kaçarlar.Mustafa adında da bir çocukları olur.Ama dedim ya Ali rahatça yerinde durabilen, haksızlığa göz yumabilen,kendi çıkarından başka şey düşünmeyen birisi değil.İşler böyle olunca da doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar hesabı o kasaba senin bu kasaba benim dolaşıp dururlar,hiç bir yerde uzun süre kalamazlar.Peki bize anlatılan sadece bu mu?Tabi ki değil, Ali her gittiği yerde küçük bir dokunuş ince bir ayrıntı bırakıyor ben burdaydım diyor kendine.Yapmadıklarımdan pişman değil yaptıklarımla mutlu olayım diyor kendine.Münire de aza kanaat getirmek ne demek bilen sevgi her şeye yeter diyebilen biri.Mustafa mı?Mustafa da babasının oğlu işte :) :)Kenan İmirzalıoğlu'nun (Ali) tamamen ne dizisini ne de bir filmini izlediğimi hatırlamıyorum.Ama afişi görünce çok yakışmış bu tarz ona dedim.Oyunculuğu hakkında hiç konuşmayım bile.Bu kadar tatlı gülümsediğini ilk defa farkettim.O gülümsemeleri o kadar içten o kadar samimi ki!Beni de hayranları arasına aldı^^ Bundan sonra kendisini bol gülümsemeli haliylen başka filmlerde görmeyi çok isterim.Gülümsemesinin yanısıra o kendini içine çeken enerjisi konuşma şekli de ben benden aldı.Başlığım yani 'nerdesin şekerim?' Ali'den çalıntıdır,çok sevdim napim! 'Be arkadaş' da bir süre dilime dolanacak gibi ;))
Tuğçe Kazaz(Münire) adını ilk duyduğumdaysa 'bu kızı da sırf güzel kontenjanından almışlar saflar!' demiştim ama kısa da sürse onun oyunculuğunu da çok beğendim,hiç beklemezdim ondan ne diyelim tebrikler hanım kızımız yetenekliymiş de;)
Mustafa rolündeyse 3 farklı oyuncu vardı.Gerçekten birbirine benzeyen kişileri seçebilmişler.Çocukluk dönemindeki şeker çocuğumuzun adı Taha Yusuf Tan'mış.Oyunculuğuna, şirinliğine,
diye bağırışına bayıldım.Sonraki dönemde Mustafa rolündeyse Batuhan Karacakaya yani hepimizin bileceği şekilde Aşk-ı Memnu'nun Bülent'i vardı.Beğendim onu da.Üçüncü Mustafa'mızsa Ushan Çakır, Leyla ile Mecnun'un aaaarda'sı :) O saçının ucundaki favori kesimiyle ne kadar tipsiz görünse de zamanın modası deyip onu da bağrıma bastım.Zaten yaptığı onca romantik tavırlardan sonra onu sevmemek mümkün mü? :D :D
Bir de her komik sahnede arkamda tıstıstıs diye gülen bir insanoğlu olunca!!Be arkadaş film zaten güldürüyor eğlendiriyor üstüne sen de tıstıstıstıs aaarda gülüşü çekince ben kopmadan nasıl duruyum yerimde.İşin acayip yanı bence bu sesi aaarda taklidi yapmak için değil gerçekten çıkarıyordu ;);)
Daha değinemediğim bir çok yan karakter oyuncusu var ama onlara başlarsam çıkamam bu işin içinden.Şöyle söyleyim filmin tamamında oyunculuğunu beğenmediğim tek kişi olmadı.Kötü karakterlerden nefret eden ben burada onları bile yeteneklerinden dolayı sevdim 'ohaaa yaa nasıl bu kadar iyi yapıyor bunu' demedim değil.
Film başlar başlamaz beni ilk vuran noktaysa yeni tanıdığı birine iyi adam deyip güvenebilmeleri oldu.Dedim bari bu aynı kalabilseydi o zamandan(Şimdilerde yıllarca tanıyorum dediğine güvenemeyebiliyorsun yazık bizlere).İzleyen varsa hatırlar müdür için dediği yoook şerefsizin teki lafıyla da kalbim ve zihnime girmeyi başardı film.
Filmin sonunda çalan parçamız ise bu imiş.Filmde söyleyen Cem Yılmaz değildi ama bu versiyonunu daha çok sevdim sanki ben :)
Çok ciddi bir film analizi olmadı.Zaten amacımda buydu; seveceğinizi farkedin gidin kendiniz izleyin istedim.Umarım ikna olmuşsunuzdur!Kesin bak kesin gidiyorsunuz!O kadar mimim birikti yazmadım geldim bunu yazdım gidin izleyin bak kesin tamam gidin be arkadaşlar :D
Not; Filmin kitabı da mevcut okumadım ama okuyanlar çok beğenmiş ben de okumayı düşünüyorum.
Dip not; Çingularım gördüğünüz üzere mimlerim hala aklımda ama yazmak ne zamana nasip olur bilemiyorum belki günler sonra belki yarın belki yarından da yakın.Neden mi?
Uzuuuuun hikaye :)
En dip not; Neyi atladım neyi atladım diye düşünüp duruyordum.Buldum sonunda!Ali'nin düşünce biçimini aslında filmin vermek istediği mesajlardan birini.Rakı sofrası kuruyon cumaya gidiyon nası insansın sen Ali? Aslında bu nokta yani aralıkta kalma noktası, onun bunun şunun doğrularıyla değil de her konuyu birbirinden bağımsız kendi düşüncenle ele alma işi.Bir çok insan bunun farkında değil ama en zor işlerden biri bence bu.Taraf tutmak kolaydır benimkiler böyle diyor seninkiler şöyle der çıkarsın işin içinden.Ya tarafın yoksa?Çekersin Ali gibi.A tarafı seni ezmeye çalışır B tarafı sen benden değilmişsin diye bakmaz yüzüne.Aslında iyi ki ikiside sevmez seni.Sırtını birine dayamak gitmez zaten senin hoşuna!Tam olarak söylemek istediğimi anlatamadığımı düşünüyorum ama siz beni anlamışsınızdır umarım.Anlamadıysanız gidin filmi izleyin be arkadaşlar orada anlarsınız kesin^^
En kısa sürede tekrar görüşmek üzereee^^
10 Ekim 2012
Canlina 1 Yaşında^^
Yaklaşık iki yıl kadar önce blogları takip etmeye başladım.O yazıdan bu yazıya atlayıp duruyordum.Kiminde hüzünlendim kiminde sinirlendim çoğunlukla da eğlendim,güldüm.Aynı kişinin farklı yazılarını okumak onları yavaş yavaş tanımak da hoşuma gitti.Sonra dedim ki ben onları biliyorum ama onlar benden habersiz!Üstelik benim de hakkında konuşacak bir çok konum var! ''Hmmm...Acaba?'' sorusu böyle aklıma düştü.Şimdi işim var şu geçsin öyle bu geçsin böyle derken çok zaman geçti.En sonunda 10 Ekim'de daha da onu bunu beklemeyeceğim açıyorum blog dedim ve gitti :) Şimdi de 1 yılı tamamladık beraber :) Bazen burada bazen çingularımın bloglarında Owl City ve Carly Rae Jepsen'ın deyimiyle harika vakit geçirdim;
Yazdıklarımı okuyan,yorum bırakan herkese çok teşekkür ederim.Daha uzun uzun yıllar boyunca beraber harika zamanlar geçirmek dileğiyle^^
12 Eylül 2012
Çok üzüme vurduysam kendimi^^
Üzüme çok vurmadım ama çok diziye vurduğumdan eminim.
Geçen pazar günü dengesiz yaşamamın ve beslenmemin bir bedeli olaraktan azıcık hastalandım.Önemli bir şey değil acili boylayıp iğnemi yiyince kendime geldim sayılır.Şimdiye kadar hiç acile gitmemiştim bir değişiklik oldu işte ama yine de gitmenizi tavsiye etmem.Çok karışık ne nerde nasıl oluyor anlayana kadar canınız çıkar.Babam gelmeseydi yanımda ben pes eder geri dönerdim.Zaten hiç de gidesim yoktu kendi kendime iyileşmeyi öğrenmem lazım artık.Sebebini tahmin edemediyseniz bakınız; deneyimler
Genelde erken uyanırım annemin deyişiyle hortlak gibiyimdir.7 dedin mi Canlina uyanık bir ara 8 gibi uyanmaya başlamıştım nasıl sevinmiştim tahmin edemezsiniz :) İşte bir de böyle hasta olduğumdan galiba 3 gündür horozları geçtim.İnsan 5te uyanır mı?Bu pazartesi ben uyandım.Yapacak bir şey de olmuyor sağa dön sola dön böyle yarı hayal yarı rüya aleminde yol alıp durdum.Yani uymadığıma eminim ama kendi kendime hayal de kurmadım daha çok rüya gördüm gibi.Haftasonu da Gaksital'i bitirmişim tabi.Neler oldu söylemeye gerek yok Joo Won'la Gaksital'i çektim baştan.İşkence odasına girmedim galiba ama isyan çıkardığımı hatırlıyorum.Özetle Kore'yi Japonlardan kurtardım ben efendim :)
Bu kadarla yetineceğimi sanmadınız değil mi?Salı günü de kale kuşattım.Bu da aşırı Leyla ile Mecnun almanın yan etkisi.Ülke sahibi felan oldum.Üstelik ülkemde Metin'in kalesiyle Bozcaada Kalesi karışımı bir şeydi.Doğal olarak benim de halkım yoktu ama komşuluk ilişkilerini geliştirmek adına yan ülkeleri ziyarete gidip duruyordum.Bir de şimdi bakınca hatırladım benim zaten Bozcaada Kalesi'nde gözüm varmış efendim.O yazımda fotoğrafın altına yazmışım para falan çıkarsa piyangodan satın alıp yaşayacakmışım orada :)
Bugünde Oguri Shun'laydım.Yani Rich Man Poor Woman'dan Hyuga Toru'yla :) Annesini bulmasına yardım ettim.O derece alçak gönüllüyümdür.Kore'yi kurtarırım ülkem vardır ama zavallıcığında çaresiz kalmasına dayanamadım dindirdim anne özlemini.(Diziyi izleyenler şoka girebilir tabi şimdi zavallıyı Toru için sıfat olarak mı kullanmış? omo omo O_o )
Hasta olmamın iki iyi yanı var; Hayal dünyam hastayken çok genişliyor benim.Böyle korkunç,eğlenceli,garip,komik rüyalar görüyorum.Aksiyonsa zaten hiç eksik olmuyor tahmin edebileceğiniz gibi.Sabah bunları birde evdekilere anlatıyorum komple kopuyoruz :) Diğer iyi yanıysa evde senden iş bekleyen yok.'Kızım bulaşığı kaldır,yatağını topla,çamaşırları as,baban gelecek daha bir salata yapmamışsınız.' denmiyor bana.Şimdi böyle yazınca iyi olmama üzüldüm.
Bir de ben bazen seri rüyalar görüyorum size de oluyor mu merak ettim?Yani arada haftalar falan da olsa diğer rüyanın devamı gibi.
Bu arada bahsettiğim 3 dizi de birbirinden güzel şiddetle tavsiye ederim^^
Geçen pazar günü dengesiz yaşamamın ve beslenmemin bir bedeli olaraktan azıcık hastalandım.Önemli bir şey değil acili boylayıp iğnemi yiyince kendime geldim sayılır.Şimdiye kadar hiç acile gitmemiştim bir değişiklik oldu işte ama yine de gitmenizi tavsiye etmem.Çok karışık ne nerde nasıl oluyor anlayana kadar canınız çıkar.Babam gelmeseydi yanımda ben pes eder geri dönerdim.Zaten hiç de gidesim yoktu kendi kendime iyileşmeyi öğrenmem lazım artık.Sebebini tahmin edemediyseniz bakınız; deneyimler
![]() |
| neden bu kadar şekersin sen? |
Bu kadarla yetineceğimi sanmadınız değil mi?Salı günü de kale kuşattım.Bu da aşırı Leyla ile Mecnun almanın yan etkisi.Ülke sahibi felan oldum.Üstelik ülkemde Metin'in kalesiyle Bozcaada Kalesi karışımı bir şeydi.Doğal olarak benim de halkım yoktu ama komşuluk ilişkilerini geliştirmek adına yan ülkeleri ziyarete gidip duruyordum.Bir de şimdi bakınca hatırladım benim zaten Bozcaada Kalesi'nde gözüm varmış efendim.O yazımda fotoğrafın altına yazmışım para falan çıkarsa piyangodan satın alıp yaşayacakmışım orada :)
![]() |
| neden ben de kendi çapımda Fatih olmayım? |
Bugünde Oguri Shun'laydım.Yani Rich Man Poor Woman'dan Hyuga Toru'yla :) Annesini bulmasına yardım ettim.O derece alçak gönüllüyümdür.Kore'yi kurtarırım ülkem vardır ama zavallıcığında çaresiz kalmasına dayanamadım dindirdim anne özlemini.(Diziyi izleyenler şoka girebilir tabi şimdi zavallıyı Toru için sıfat olarak mı kullanmış? omo omo O_o )
Bir de ben bazen seri rüyalar görüyorum size de oluyor mu merak ettim?Yani arada haftalar falan da olsa diğer rüyanın devamı gibi.
Bu arada bahsettiğim 3 dizi de birbirinden güzel şiddetle tavsiye ederim^^
5 Eylül 2012
Esir Şehrin İnsanları!
Bu yazı için kitabın adından daha güzel bir başlık bulamadım.Kemal Tahir neyden bahsettiğini o kadar basit bir şekilde özetlemiş ki resmen 'dur yapma Canlina hiç anlatmana gerek yok' diyor bana.Ben yine de elimden geldiğince anlatmaya çalışacağım size ;)
Kamil Bey ve eşi Nermin paşa çocuklarıdır.Şimdiye kadar maddi zorluk ne demek hiç karşılaşmamışlar kenarından bile geçmemişlerdir.Birinci Dünya Savaşı onlar İspanya'dayken başlamıştır.Bu yüzden Kamil Bey'de savaş boyunca Madrid'de elçi olarak çalışmıştır.Savaşın bitmesiyle İstanbul'a dönme kararı alırlar.Zaten maddi durumları savaş yüzünden derinden sarsılmıştır.İstanbul'a döndüklerindeyse eski bir konaktan başka adamakıllı bir mirasları yoktur.İlk geldikleri günler Nermin'in halasının yanında kalırlar sonraysa Kamil Bey'in isteği sonucu harabe haline gelmiş konağı biraz elden geçirip oraya yerleşirler.Kamil kendisini gereksiz ve faydasız işe yaramaz hissettiği bir dönemde eski arkadaşları Kamil'e Karadayı gazetesinde çalışmasını teklif ederler.Tabi ki romanın anlatmak istediği bu olaylar dizisi değil: Ülkesine döndüğünde Kamil'in iç hesaplaşması,nerede nasıl durması gerektiğine karar verme çabaları...
Sürekli kitap okuyan ben bir şey fark ettim ki uzun bir süredir hiç romanlardan bahsetmemişim burada.Nasıl yaparım diye bir düşündüm ve cevabı buldum.Serenad ve Semerkant'tan sonra dişime göre ayıla bayıla okuduğum sadece birkaç kitap oldu.Hatta şimdi düşündüğümde bir tane kitap adı geliyor aklıma.Onu da filmini tekrar izlersem bir gün o zaman yazacağım.
Esir Şehrin İnsanları'na dönersek;
Kamil Bey ve eşi Nermin paşa çocuklarıdır.Şimdiye kadar maddi zorluk ne demek hiç karşılaşmamışlar kenarından bile geçmemişlerdir.Birinci Dünya Savaşı onlar İspanya'dayken başlamıştır.Bu yüzden Kamil Bey'de savaş boyunca Madrid'de elçi olarak çalışmıştır.Savaşın bitmesiyle İstanbul'a dönme kararı alırlar.Zaten maddi durumları savaş yüzünden derinden sarsılmıştır.İstanbul'a döndüklerindeyse eski bir konaktan başka adamakıllı bir mirasları yoktur.İlk geldikleri günler Nermin'in halasının yanında kalırlar sonraysa Kamil Bey'in isteği sonucu harabe haline gelmiş konağı biraz elden geçirip oraya yerleşirler.Kamil kendisini gereksiz ve faydasız işe yaramaz hissettiği bir dönemde eski arkadaşları Kamil'e Karadayı gazetesinde çalışmasını teklif ederler.Tabi ki romanın anlatmak istediği bu olaylar dizisi değil: Ülkesine döndüğünde Kamil'in iç hesaplaşması,nerede nasıl durması gerektiğine karar verme çabaları...
Kamil, Galatasaray Lisesi'nde okumuş bir kaç yabancı dil bilen tam anlamıyla dürüst,kendi yağında kavrulan bir insandır.Kendi yağında kavrulmak daha çok orta halli aileler için kullanılıyor ama buraya en uygun ne düşer bilemedim.Çevresiyle hep iyi geçinen hani kötülük nedir bilmez insanlar var ya işte onlardan.Ülkesinin bulunduğu durum ve ailesi arasında hep bir ikilemde kalmaktadır.Bıraktığı ve bulduğu İstanbul'u çözmeye çalışırken yapması gerekenin ne olduğunu anlamak için uğraşır.Nermin ise kendi rahatından başka hiçbirşey düşünmeyen klasik bir zengin kızıdır.Onun ne savaş umrundadır ne de ülkeyi geri kazanmak için çabalayanlar.Tek isteği Kamil ve Ayşe'yle birlikte eskisi gibi mutlu mesut yaşamak.
Nedime Hanım Kamil'in gazeteyi beraber çalıştırdığı Anadolu'daki hareketi destekleyen kararlı ve güçlü bir kadındır.Kamil'in arkadaşı olan kocası Ankara'yı desteklediği için tutuklanmıştır.Zaten Karadayı Gazetesi Mustafa Kemal taraftarı yazılar yayınladığı için mimlidir de.
Yazımın buradan sonrasında yorumlarım,düşüncelerim olacak eğer ''Spoi'' yemek istemiyorsanız okumayabilirsiniz;
*Kitaba ilk başladığımda Kamil'in zengin oluşu savaşa gitmemesinden dolayı ana karakter bu olamaz dedim.Sonuçta çok önemli bir olaydan bahsediyoruz ve bu süreçte keyfi yerinde dolaşanlarla ilgili şeyler okumak canımı yakardı.Ben ona tamamen zıt bir karakter beklerken Kamil'in Karadayı'da çalışmaya başlaması beni şaşırttı.Yani oraya gelene kadar Kamil'in hangi duygular içinde olduğunu çoktan anlamıştım ama onu Anadolu için bir şeyler yapmaya itecek çevresinde hiç kimse yoktu.Tek başına hangi adımı atıp ne yapabilirdi ki?
*Nermin'i kitaba ben ona uyuz olayım diye koymuşlar.Tamam kızım zenginsin umrun olmaz aklın basmıyor olabilir ama en azından kocanın yaptığı işlere gram ilgi göstersen.Adam resim yapar kendince karalıyor işte dersin,gazete çıkarır bir kez okumazsın.Ne yapıyorsun sen ayıptır sorması?Bütün gün evde oturmaktan sıkılıyorumdan başka laf çıkmıyor ağzından.Madem sıkılıyorsun bir şeyler yap.Tek bildiğin alışveriş yapıp para harcamakmış galiba.Eee tabi para da bitince yapacak işin kalmadı di mi?Kamil de ben de senin şu tutumuna anlam vermek için çok uğraştık o seni biraz haklı buldu ama ben ikna olamadım.Bir an için kendimi senin yerine koydum.Tamam çoğu şeye ilgisizim,tembelim,kayıtsızım ya da en azından elimden bir şey gelmez diyerek umursamıyorum ama bu kadar da olmaz ki!Kocan hapse girmiş bu yüzden.Aç da bir gazeteye bak ne olur?İki haber götür ona ne olur?
*Halagiller size komple gıcık oldum tek derdiniz kendinizi kurtarmak.Tamam gidin savaşa katılın demiyorum size ama gizliden de olsa biraz yardım etseniz bi yeriniz mi incinir?Onu da yapmıyorsunuz bari bu kadar yabancı taraftarı olmayın!
*Nedime Hanım hamile haliyle bu kadar içten çalışırkense sevindim.Böyle biraz tezcanlı, çocuksu sevinçleri, üzüntüleri, heyecanları, her iyi haberi kocasına yetiştirmeye çalışması...Sonradan onun salaklığı ve Niyazi'ye güvenmesi Kamil'in başını fena yaktı ama :/
*Niyazi, karşıma çıksa bir kaşık suda boğacağım insan sen o kötü laflar saydıklarımdan daha berbatsın!Nedime'yi onu bunu şunu herkesi kendine inandır.Bir de güzel hikaye yazmışsın ki geçmişine kimse senden şüphelenmez.Seni bu kadar sayıp seven birine nasıl sırtını döndün ? Pardon öyle bir şey yapmadın ya direk bıçak saplamıştın di mi?
*Kitapta en hayran olunası kadın Fatma'ydı.Fatma'ya , Ramiz kurtuluş için çabalamaya nasıl başladığını anlattığında bittim!Kitaptan biraz alıntı yaparsam;
'Nutuk...Biz hepimiz ağlaştık!Akıllı kadınlar kara bayraklar yapmışlar.Erkeklere ''Eğer vatanı kurtarmayacaksanız, örtülerimizi siz örtünün!'' diye bağırdılar.Biz ağlaştık.Sade biz değil, aramıza bir de Fransız bahriyelisi karışmıştı.Halimizi görünce gavur askeri de ağladı.''dilimizi anlamayan gavur askeri imana gelirse...''dedim can başıma sıçradı.'
Hani bir ara geçmişte hangi zamana ışınlanmak isterdiniz falan gibi bir mim dolaşıyordu bloglarda anında bu geldi aklıma.Sultanahmet Mitingi'ni görmek isterdim ben.O atmosferi oradaki insanları hissetmek isterdim.
*Kitabın sonu beklediğim gibi miydi?Emin değilim fakat çok gerçekçi bir son olmuş.Bir an için Kamil Bey kendi kendine 7 yıl derken ben bile bu muydu yani dedim.O kadar emeğin sonunda al 7 yılı!Ben Nedime'ye ilk kez o zaman kızdım.Adamcağızı ziyaret edemese bile bir haber göndermeliydi en azından.Kitap daha bir çok belirsizlik bıraktığı için emin de olamıyorum belki devam kitaplarında bundan bahsediyordur.Nedime ve Niyazi'ye ne oldu yani?En kısa zamanda devam kitaplarını bulup okuyacağım bakalım cevabımı alıyor muyum;)
*Kemal Tahir'in o dönemi tüm boyutlarıyla -bazıları kısa da olsa- yansıtmasına bayıldım.Dönemin 'esir şehri' her telden insanıyla çıktı karşıma.Kurtuluş Savaşı için çaba gösterenler,yardım ediyormuş gibi görünenler,manda isteyenler,aydın kesim,halk kesimi,kadınların farklı farklı tepki vermeleri,savaş dönemi,bazılarının önce kendi çıkarını düşünmesi...Yine de romanda beni en çok etkileyen Kamil Bey'in kendi içinde yaşadığı durum oldu.Boş boş durup ülkenin elden gitmesini mi izlesin?Hamile bir kadını ele mi versin?Kendi yaşamı ve ailesi mi yoksa vatan mı?Kahramanlık sayılacak bir davranış sergilediği halde yazar onu tek düşünceye sahip yansıtmamış.Geride bırakacaklarını da anlatmış.Kararsızlıklarını dökmüş ortaya!
Bu yazıyı yazarken bir şey fark ettim.Kitaplardan sürekli duyduğumuz Halide Edip'in Sultanahmet Mitingi konuşmasını hiç okumamıştım.Nasıl oldu bu hala anlam veremiyorum.Bu kadar önemli bir şey herhangi bir sınıfın tarih kitabında neden bulunmaz?Saçma saçma şeyleri bölüm sonlarında okuma parçası yapacaklarına bunu koysalardı ya?Yoksa ben mi fark etmedim eğer göreniniz duyanınız varsa haber versin,özür dileyim.Ama tek bu değil tarih kitaplarımız cidden her önemli olayı anlık yaşanmış basit şeylermiş gibi anlatıyor.Ben bu mantığa anlam veremiyorum.Hahhahaha aslında bir anlam vermem gerekir değil mi?Bu kadar saftirik olmayım!Şu günlerde sevgili hükümetimiz üniversitelerdeki zorunlu İnkılap derslerini kaldırmak istiyormuş ben de gelip burada niye bunu yazmıyorlar niye şunu yazmıyorlar diyorum.Oldukça komik!(İlgili haberi okumak için: tık tık ) Gerekçeleri ise zaten bu dersleri lisede gösteriyorlarmış meslek derslerine daha erken başlanmalıymış.Bir kere lise de o gördüğü dersleri tam anlamıyla kavrayan kaç öğrenci var ki?Hem madem biz o konuları gördük biliyoruz bize daha yakın tarihten bahsedin daha hoş olmaz mı?Ben konuyu iyice dağıtmadan asıl söylemek istediğime beni kızdırana geçecek olursak neredeyse 30 dakikadan fazla Halide Edip Adıvar'ın Sultanahmet konuşmasını aradım nette.Hiç bir sitede adamakıllı şekilde -en azından ben bulamadım- yazılmamış.En uzun halini ekşi sözlükte buldum vaktiniz varsa lütfen okuyun; Halide Edip'in Sultanahmet Mitingi konuşması
Nedime Hanım Kamil'in gazeteyi beraber çalıştırdığı Anadolu'daki hareketi destekleyen kararlı ve güçlü bir kadındır.Kamil'in arkadaşı olan kocası Ankara'yı desteklediği için tutuklanmıştır.Zaten Karadayı Gazetesi Mustafa Kemal taraftarı yazılar yayınladığı için mimlidir de.
Yazımın buradan sonrasında yorumlarım,düşüncelerim olacak eğer ''Spoi'' yemek istemiyorsanız okumayabilirsiniz;
*Kitaba ilk başladığımda Kamil'in zengin oluşu savaşa gitmemesinden dolayı ana karakter bu olamaz dedim.Sonuçta çok önemli bir olaydan bahsediyoruz ve bu süreçte keyfi yerinde dolaşanlarla ilgili şeyler okumak canımı yakardı.Ben ona tamamen zıt bir karakter beklerken Kamil'in Karadayı'da çalışmaya başlaması beni şaşırttı.Yani oraya gelene kadar Kamil'in hangi duygular içinde olduğunu çoktan anlamıştım ama onu Anadolu için bir şeyler yapmaya itecek çevresinde hiç kimse yoktu.Tek başına hangi adımı atıp ne yapabilirdi ki?
*Nermin'i kitaba ben ona uyuz olayım diye koymuşlar.Tamam kızım zenginsin umrun olmaz aklın basmıyor olabilir ama en azından kocanın yaptığı işlere gram ilgi göstersen.Adam resim yapar kendince karalıyor işte dersin,gazete çıkarır bir kez okumazsın.Ne yapıyorsun sen ayıptır sorması?Bütün gün evde oturmaktan sıkılıyorumdan başka laf çıkmıyor ağzından.Madem sıkılıyorsun bir şeyler yap.Tek bildiğin alışveriş yapıp para harcamakmış galiba.Eee tabi para da bitince yapacak işin kalmadı di mi?Kamil de ben de senin şu tutumuna anlam vermek için çok uğraştık o seni biraz haklı buldu ama ben ikna olamadım.Bir an için kendimi senin yerine koydum.Tamam çoğu şeye ilgisizim,tembelim,kayıtsızım ya da en azından elimden bir şey gelmez diyerek umursamıyorum ama bu kadar da olmaz ki!Kocan hapse girmiş bu yüzden.Aç da bir gazeteye bak ne olur?İki haber götür ona ne olur?*Halagiller size komple gıcık oldum tek derdiniz kendinizi kurtarmak.Tamam gidin savaşa katılın demiyorum size ama gizliden de olsa biraz yardım etseniz bi yeriniz mi incinir?Onu da yapmıyorsunuz bari bu kadar yabancı taraftarı olmayın!
*Nedime Hanım hamile haliyle bu kadar içten çalışırkense sevindim.Böyle biraz tezcanlı, çocuksu sevinçleri, üzüntüleri, heyecanları, her iyi haberi kocasına yetiştirmeye çalışması...Sonradan onun salaklığı ve Niyazi'ye güvenmesi Kamil'in başını fena yaktı ama :/
*Niyazi, karşıma çıksa bir kaşık suda boğacağım insan sen o kötü laflar saydıklarımdan daha berbatsın!Nedime'yi onu bunu şunu herkesi kendine inandır.Bir de güzel hikaye yazmışsın ki geçmişine kimse senden şüphelenmez.Seni bu kadar sayıp seven birine nasıl sırtını döndün ? Pardon öyle bir şey yapmadın ya direk bıçak saplamıştın di mi?
*Kitapta en hayran olunası kadın Fatma'ydı.Fatma'ya , Ramiz kurtuluş için çabalamaya nasıl başladığını anlattığında bittim!Kitaptan biraz alıntı yaparsam;
'Nutuk...Biz hepimiz ağlaştık!Akıllı kadınlar kara bayraklar yapmışlar.Erkeklere ''Eğer vatanı kurtarmayacaksanız, örtülerimizi siz örtünün!'' diye bağırdılar.Biz ağlaştık.Sade biz değil, aramıza bir de Fransız bahriyelisi karışmıştı.Halimizi görünce gavur askeri de ağladı.''dilimizi anlamayan gavur askeri imana gelirse...''dedim can başıma sıçradı.'
Hani bir ara geçmişte hangi zamana ışınlanmak isterdiniz falan gibi bir mim dolaşıyordu bloglarda anında bu geldi aklıma.Sultanahmet Mitingi'ni görmek isterdim ben.O atmosferi oradaki insanları hissetmek isterdim.
*Kitabın sonu beklediğim gibi miydi?Emin değilim fakat çok gerçekçi bir son olmuş.Bir an için Kamil Bey kendi kendine 7 yıl derken ben bile bu muydu yani dedim.O kadar emeğin sonunda al 7 yılı!Ben Nedime'ye ilk kez o zaman kızdım.Adamcağızı ziyaret edemese bile bir haber göndermeliydi en azından.Kitap daha bir çok belirsizlik bıraktığı için emin de olamıyorum belki devam kitaplarında bundan bahsediyordur.Nedime ve Niyazi'ye ne oldu yani?En kısa zamanda devam kitaplarını bulup okuyacağım bakalım cevabımı alıyor muyum;)
*Kemal Tahir'in o dönemi tüm boyutlarıyla -bazıları kısa da olsa- yansıtmasına bayıldım.Dönemin 'esir şehri' her telden insanıyla çıktı karşıma.Kurtuluş Savaşı için çaba gösterenler,yardım ediyormuş gibi görünenler,manda isteyenler,aydın kesim,halk kesimi,kadınların farklı farklı tepki vermeleri,savaş dönemi,bazılarının önce kendi çıkarını düşünmesi...Yine de romanda beni en çok etkileyen Kamil Bey'in kendi içinde yaşadığı durum oldu.Boş boş durup ülkenin elden gitmesini mi izlesin?Hamile bir kadını ele mi versin?Kendi yaşamı ve ailesi mi yoksa vatan mı?Kahramanlık sayılacak bir davranış sergilediği halde yazar onu tek düşünceye sahip yansıtmamış.Geride bırakacaklarını da anlatmış.Kararsızlıklarını dökmüş ortaya!
Spoiler bitti!!
Bu yazıyı yazarken bir şey fark ettim.Kitaplardan sürekli duyduğumuz Halide Edip'in Sultanahmet Mitingi konuşmasını hiç okumamıştım.Nasıl oldu bu hala anlam veremiyorum.Bu kadar önemli bir şey herhangi bir sınıfın tarih kitabında neden bulunmaz?Saçma saçma şeyleri bölüm sonlarında okuma parçası yapacaklarına bunu koysalardı ya?Yoksa ben mi fark etmedim eğer göreniniz duyanınız varsa haber versin,özür dileyim.Ama tek bu değil tarih kitaplarımız cidden her önemli olayı anlık yaşanmış basit şeylermiş gibi anlatıyor.Ben bu mantığa anlam veremiyorum.Hahhahaha aslında bir anlam vermem gerekir değil mi?Bu kadar saftirik olmayım!Şu günlerde sevgili hükümetimiz üniversitelerdeki zorunlu İnkılap derslerini kaldırmak istiyormuş ben de gelip burada niye bunu yazmıyorlar niye şunu yazmıyorlar diyorum.Oldukça komik!(İlgili haberi okumak için: tık tık ) Gerekçeleri ise zaten bu dersleri lisede gösteriyorlarmış meslek derslerine daha erken başlanmalıymış.Bir kere lise de o gördüğü dersleri tam anlamıyla kavrayan kaç öğrenci var ki?Hem madem biz o konuları gördük biliyoruz bize daha yakın tarihten bahsedin daha hoş olmaz mı?Ben konuyu iyice dağıtmadan asıl söylemek istediğime beni kızdırana geçecek olursak neredeyse 30 dakikadan fazla Halide Edip Adıvar'ın Sultanahmet konuşmasını aradım nette.Hiç bir sitede adamakıllı şekilde -en azından ben bulamadım- yazılmamış.En uzun halini ekşi sözlükte buldum vaktiniz varsa lütfen okuyun; Halide Edip'in Sultanahmet Mitingi konuşması
16 Ağustos 2012
En Eski Anım (mim)
Şimdi çok zevkli ve aylardır düşünmediğim kadar düşünmeme sebep olan bir mimle karşınızdayım:)Başlıktan da anlayacağınız gibi mimin konusu hatırladığım en eski anım.Ben de balık hafızalı bir insanım.İkisi birleşince benim baya baya düşünmem gerekti.Aslında hiç şikayetçi değilim eskiyi düşünmek çok eğlenceli geldi.Hatırlayım diye de biraz fotoğraflara falan bakınca gülme krizine girecektim az daha.Evet bundan önce de kırk defa bakmışımdır onlara ama her bakışımda başka bir şeyler buluyorum :D Beni mimlediği için egosantrikrapsody'ye çok teşekkür ederim!
Yine de ne kadar uğraşsam da ben 4-5 yaşımdan geriye gidemedim.Eskiden oturduğumuz yerde bir dut ağacı vardı.Bütün mahalleli işi bitince orada oturur çene çalardı.Biz çoluk çocuklarda oralarda oynardık.Evlerden bebekleri oyuncakları kap gel hemen!Çamurdan az yemek yapmadım hani :) İşte orada kardeşim, arkadaşı(Esra) ve ben ayakta durmuşuz.Esra'nın babası Beşiktaş'lıdır.Esra da öğrenmiş birkaç bişey ben beşiktaşlıyım şöyle de böyle de diye anlatıyor.Babam o zamanlar futbolla pek ilgilenmezdi.O yüzden kardeşimle ben de bildiğimiz tek takım olduğundan BJKliyiz biz diye dolanırdık.Bir gün teyzemlere gittik.Kuzenim de bize sormuş hangi takımı tutuyorsunuz diye.Bizim cevap belli zaten.O da diyor GS'ı tutun.Bizdeki de inat değil mi beşiktaşlıyız diye diretiyoruz.Sonra hatırladığım tek şey beni balkondan aşağı salladığı!Cimbomlu olmazsanız atarım sizi bak tehditleri!Beşiktaş canımdan kıymetli değil ya o günden beri Galatasaray'ı tutuyorum :) E tabi buna tutmak denirse maçları falan pek takip etmem de yalnız yendiğimiz zaman Fenerlileri kızdırma kısmını seviyorum ;)
Sonra küçükken ben sık sık hastalandığımı hatırlıyorum.O yüzden sürekli babamın iş yerinin doktoruna giderdik.Dönüşte de yakın diye Samanpazarı'ndan yürüyorduk bir kaç silik fotoğraf gibi bir şeyler var aklımda.Ama dönüşte otobüsün hep kalabalık olduğunu unutmuyorum.Her seferinde başka bir teyzenin amcanın kucağında olurdum.Ve tabi klasik soru 'Sen benim kızım olur musun?Götüreyim seni bize?'

Bu sefer tam yaşımdan eminim.İnsanın doğum günü her yıl uğramayınca naparsın?! 4. yaşımı kutlamak için teyzemler dayımlar falan hep bize gelmiş.Herkes de doğal olarak bebek almış bana.Benim ağzım kulaklarımda tabi.Düşünün babam da üçlü bebek seti almış ; annesi var,ablası var,küçük kardeşi var!!Daha ne olsun :D :D Bütün hepsini bebek arabasına bindirip bahçede dolaştırdığımı hatırlıyorum.Evde sıkılıyorlardır temiz hava onlara da lazım.Ama tabi bebeklerim için hayat hep böyle güllük gülistanlık geçmedi.Bir gün ne için hatırlamıyorum kardeşimi evde arıyorduk bi türlü ortalarda görünmüyor.Acaba dışarı mı gitti bu kız nerde falan derken yakaladım onu!Hanımefendi benim bebeklerimi almış annemlerin yatağının duvar tarafında biraz boşluk vardı oraya girmiş oturmuş benimkileri parçalıyor.Etraf bi sürü kol bacakla dolu!!Bir süre ortalarda görünmedi mi artık nerde ne yaptığını biliyorduk.Kıskançlık falan diye değildi bence, bir şeyleri karıştırmayı pek seviyor kendileri.Zaten kolu falan çıkardıktan sonra takmaya uğraşıyordu galiba.Ama onun bu huyu yüzünden bebeklerim hep en üst rafa kondu ulaşıp alamasın diye ama ben de alamazdım ki bunu nasıl unuturlar o_O
Son olarak da kağıdı kalemi çok sevdiğimi hatırlıyorum.Kömürlüğümüzün tam yanında asma vardı.Ona basaraktan kömürlüğün çatısına çıkar otururdum.Orada kendimce bir şeyler karalıyordum resim falan çiziyordum.Bu arada resim falan deyip hafife almamam lazım sonuçta babamın iş yerindeki duvarlarda sergileniyordu :)
Okula başladıktan sonra da hikaye kitaplarımı alıp çıkardım çatıya.Babamlar da bahçede otururlardı ciddiyetle onlara okurdum hikayeleri.Bir de ben tam hatırlamıyorum ama annem diyor okula gitmeden önce kendi adımı, dedemin, babaannemin adını falan yazmayı öğrenmişim.Evin duvarlarını isimle doldurmuşum.Deli etmişim annemi.Bence güzel bir şey bu annem açısından olmasa da :D :D
Sıra geldi mimi paslamaya yazmak istersen merakla bekliyorum yazını Hoi Hoi ^^
Yine de ne kadar uğraşsam da ben 4-5 yaşımdan geriye gidemedim.Eskiden oturduğumuz yerde bir dut ağacı vardı.Bütün mahalleli işi bitince orada oturur çene çalardı.Biz çoluk çocuklarda oralarda oynardık.Evlerden bebekleri oyuncakları kap gel hemen!Çamurdan az yemek yapmadım hani :) İşte orada kardeşim, arkadaşı(Esra) ve ben ayakta durmuşuz.Esra'nın babası Beşiktaş'lıdır.Esra da öğrenmiş birkaç bişey ben beşiktaşlıyım şöyle de böyle de diye anlatıyor.Babam o zamanlar futbolla pek ilgilenmezdi.O yüzden kardeşimle ben de bildiğimiz tek takım olduğundan BJKliyiz biz diye dolanırdık.Bir gün teyzemlere gittik.Kuzenim de bize sormuş hangi takımı tutuyorsunuz diye.Bizim cevap belli zaten.O da diyor GS'ı tutun.Bizdeki de inat değil mi beşiktaşlıyız diye diretiyoruz.Sonra hatırladığım tek şey beni balkondan aşağı salladığı!Cimbomlu olmazsanız atarım sizi bak tehditleri!Beşiktaş canımdan kıymetli değil ya o günden beri Galatasaray'ı tutuyorum :) E tabi buna tutmak denirse maçları falan pek takip etmem de yalnız yendiğimiz zaman Fenerlileri kızdırma kısmını seviyorum ;)
Sonra küçükken ben sık sık hastalandığımı hatırlıyorum.O yüzden sürekli babamın iş yerinin doktoruna giderdik.Dönüşte de yakın diye Samanpazarı'ndan yürüyorduk bir kaç silik fotoğraf gibi bir şeyler var aklımda.Ama dönüşte otobüsün hep kalabalık olduğunu unutmuyorum.Her seferinde başka bir teyzenin amcanın kucağında olurdum.Ve tabi klasik soru 'Sen benim kızım olur musun?Götüreyim seni bize?'

Bu sefer tam yaşımdan eminim.İnsanın doğum günü her yıl uğramayınca naparsın?! 4. yaşımı kutlamak için teyzemler dayımlar falan hep bize gelmiş.Herkes de doğal olarak bebek almış bana.Benim ağzım kulaklarımda tabi.Düşünün babam da üçlü bebek seti almış ; annesi var,ablası var,küçük kardeşi var!!Daha ne olsun :D :D Bütün hepsini bebek arabasına bindirip bahçede dolaştırdığımı hatırlıyorum.Evde sıkılıyorlardır temiz hava onlara da lazım.Ama tabi bebeklerim için hayat hep böyle güllük gülistanlık geçmedi.Bir gün ne için hatırlamıyorum kardeşimi evde arıyorduk bi türlü ortalarda görünmüyor.Acaba dışarı mı gitti bu kız nerde falan derken yakaladım onu!Hanımefendi benim bebeklerimi almış annemlerin yatağının duvar tarafında biraz boşluk vardı oraya girmiş oturmuş benimkileri parçalıyor.Etraf bi sürü kol bacakla dolu!!Bir süre ortalarda görünmedi mi artık nerde ne yaptığını biliyorduk.Kıskançlık falan diye değildi bence, bir şeyleri karıştırmayı pek seviyor kendileri.Zaten kolu falan çıkardıktan sonra takmaya uğraşıyordu galiba.Ama onun bu huyu yüzünden bebeklerim hep en üst rafa kondu ulaşıp alamasın diye ama ben de alamazdım ki bunu nasıl unuturlar o_O
Son olarak da kağıdı kalemi çok sevdiğimi hatırlıyorum.Kömürlüğümüzün tam yanında asma vardı.Ona basaraktan kömürlüğün çatısına çıkar otururdum.Orada kendimce bir şeyler karalıyordum resim falan çiziyordum.Bu arada resim falan deyip hafife almamam lazım sonuçta babamın iş yerindeki duvarlarda sergileniyordu :)
Okula başladıktan sonra da hikaye kitaplarımı alıp çıkardım çatıya.Babamlar da bahçede otururlardı ciddiyetle onlara okurdum hikayeleri.Bir de ben tam hatırlamıyorum ama annem diyor okula gitmeden önce kendi adımı, dedemin, babaannemin adını falan yazmayı öğrenmişim.Evin duvarlarını isimle doldurmuşum.Deli etmişim annemi.Bence güzel bir şey bu annem açısından olmasa da :D :D
Sıra geldi mimi paslamaya yazmak istersen merakla bekliyorum yazını Hoi Hoi ^^
![]() |
| Fırat çok zeki yaa ;));)) |
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






































