17 Nisan 2013

Bi Çay :)

Tam olarak bir yazı sayılmaz ancak yaşadığımın bir kanıtı ve kazara buraya düşenleri gülümsetecek bir şeyler bulunsun istedim burada. Buyrunuz çingular;

Şu son dönemde aşırı derecede ben de, yakın ve uzak çevremdeki herkeste takıntı haline gelen çay manyaklığına dair bi iki fotoğraf;











Çaya son noktayı da İsmail Abi koysun ;)

Eski Türk filmleriyle de pek sık eğleniyoruz, mantık hatalarının haddi hesabı yokmuş ama biz ne yapalım :) :)
Yüksek mühendisim seviyeli bir muhitin insanıyım ben!



İtlik,kumarbazlık ve ahlaksızlık mesleğine geçiş yapan atom fiziği profesörümüz Kadir İnanır;
(ben de o mesleğe geçiş yapmayı düşünmüyor değilim böyle olmayacak)


İşte bundaysa neyi nasıl açıklayayım hangisine güleyim bilemedim; doktoru görmek için kendini vuruyor sonra yine aynı sebepten narkoz istemiyor, Ediz Hun'dan çıkarılan mermi de eline hatıra olarak doktor tarafından uzatılıyor! Aslında şunu diyebilirim efendim şimdi aklıma geldi; Nerde o eski sevdalar sevdalılar nerdeee :D :D

27 Şubat 2013

11 Cevaplı Mim

Yine bekletmeyeceğim hemen yazacağım diye düşündüğüm bir mimi günler sonra yazarak karşınızdayım ;) Mimimiz aslında 11 soruya cevap verip sonra da başka kişilere 11 soru yazarak yapılıyor ama ben bu mimi bekletirken herkes zaten yazınca ben de yalnızca 11 cevap yazmaya karar verdim. Beni mimlediği ve uzun bir sürenin sonunda bloguma kavuşmamı sağladığı için Secret'a çok teşekkür ederim :) :)

1.Hiç terk edildiğin oldu mu?

Ben bugün gayet mutluydum çingu oldu mu soru?Hatırlamaya çalışırsam çıkar kesin de en güzeli unutmak,düşünmemek :)

2.En yakın arkadaşın bir çocuktan hoşlanıyor ve sen de daha sonra o çocuktan hoşlanmaya başladın.Üstüne bir de bu çocuk senden hoşlanıyor. Ne yaparsın?

Pek karmaşık ama çok sık karşılaşılan bi durum galiba. Yapılacak şey en doğru ne olur bilemedim. Zamana bırakalım zaman çözer zamanla derdim ben galiba o_O

3.Gitmek istediğin ilk 3 ülke?


Dünyayı dolaşmak birçok insanın hayali olduğu gibi benim de hayalim.Gerçek olur mu bilinmez ama olsa da çok güzel olur hani^^ Bu soruyu çocukken sorsan tak diye düşünmeden İtalya derdim daha da özele indirirsek Venedik :) Kanallar,şatolar,çeşit çeşit maskeler, sular altında bir şehir vesaire vesaire çok romantik çok hoş ki! Şimdi bu şehre dizilerinden filmlerinden dolayı Kore ve Japonya da eklendi. Japonya da gezilecek dolaşılacak çok yer var kültürleri çok ilginç Kore'yse gezi yerleri açısından daha çok dizi çekimlerinin yapıldığı yerlerle sınırlı galiba. Ama sonuçta oraya gidince sevdiğim-merak ettiğim birçok şeyin izini bulabilirim diye düşünüyorum. İlk aklıma gelen içinde yumurta yenilen saunaları :) Gece bile kalabiliyorsun orada düşünsene! Türkiye'de de böyle yerler yaygın olsun isterdim hem rahat rahat giyinip hem istediğin gibi kafana göre takılabileceğin bi yer. Gidersem otel pahalı gelirse öyle mi yapsam napsam^^ Bu arada İngiltere de dolaşmayı istediğim ülkeler arasında özellikle North and South'dan sonra eski isteğim tekrar kendini hatırlattı.

4.Karar vereceğin zaman kalbinle mi mantığınla mı hareket edersin?

İkisinden birini direk seçemem orta nokta bulmaya çalışırım genelde. Bulamazsam da karar vereceğim şeye bağlı olarak bir tercih yaparım. Hayatımı çok etkileyecek birşeyse mantığım önde olur yok daha basit bir kararsızlıksa kalbimi dinlerim. Mesela kalbim acayip mi acayip çikolata istiyor ama aşırısı hem sivilceye hem kalorilere davetiye gönderiyor. Aklım diyor ki yeme daha yeni yedin sen bak! Ama şimdi bu anında sonuçlarını pat diye öne seren çok önemli bir karar olmadığından kalbimi dinleyip kalorileri bağrıma basıyorum:)

5.Okul hayatın boyunca en zorlandığın ders hangisi olmuştur?

Çok zorlandığım bir ders olmadı en kötü derslerim hep orta seviyedeydi ama Fizik ve Matematik diyebilirim buna.  Fizik dersini yalnızca yapabildiğim zamanlar severdim şimdi kendisiyle en ufak alakam kalmadığı için aramız nasıl bilmiyorum. Matematik de lisedeyken hiç 90lı falan notlar alamadığım tek ders sanırsam. Üniversitedeyken de 100 ve yakını notlar aldım kendisinden.Aradaki çelişkiye bakar mısınız? Ben bunu sayısalcı olarak eşit ağırlığa yerleşmeme bağlıyorum. Galiba hocalar bunlar bilmez deyip tmlere hep kolay soruyorlar yani aslında onlara göre zor. Çok saçma ve uzun bir cevap oldu noktalıyorum bu soruyu burada.

6.Marka takıntın var mı?

Markalara hiç önem vermem hatta çoğu ünlü markanın adını bile yeni yeni öğrenmekteyim. Aldığım şey kaliteli olsun onu seveyim yeter bana ne markasından.

7.Ailen yabancı damat olayına ne der?

Kardeşim bu konuda yıllardır altyapıyı hazırlıyor Koreli biriyle evleneceğim  diyerek benden pek beklemezler ama çok da karşı çıkacaklarını sanmıyorum. Tek sorun ülke olur galiba onları bırakıp gitmemi istemezler ve ben de onları bırakmak istemem. Yabancı damadımızı Türkiye'ye alalım lütfen:)

8.Hayatında pişmanlığını yaşadığın bir olay var mı?Keşke yapmasaydım ya da keşke demeseydim dediğin?

Elimden geldiğince pişmanlıklarımı en aza indirerek yaşamaya çalışıyorum. Tabi bu konuda aklım başıma çok geç geldi ama geldi ya sonuçta. Bir keresinde söylediğim bir sözün birini benden uzaklaştırdığını hissettim. Konuştuğum şey tamamen kendimle ilgili bir durumdu. Etrafımdaki birinin bunu fark edip sonra da böyle davranacağını hiç düşünmemiştim. Aslında benden uzaklaşmasının tam nedeni bu mu ondan da emin değilim ama hissedersiniz ya hissettim ki bundandı. Ki zaten beni de yanlış anlamıştı biraz ben de çok önemli bulmadığım için sonradan açıklamada yapmadım. O zamanlar pişmandım biraz ama şimdilerde belki de böylesi daha iyi olmuştur diyorum. Her şeyde bir hayır vardır :)

9.Şu an yaşadığın hayattan memnun musun? Daha farklı bir yerde olmak ister miydin?

Daha farklı yerlerde olmayı düşündüğüm zamanlar oluyor fakat yaşadığım hayatta memnunum oldukça :) Ailemleyim çok iyi arkadaşlarım var hafif rahatsızlıklar dışında sağlığım yerinde bunlar yeterli değil midir zaten mutlu olmaya :) Arada geleceğe ilişkin şüpheyle baksam da birileri bir şeyleri daha beter hale getirmeye çalışsa da inadına mutluyum belki de bugün :D

10.Tekrar tekrar okumaktan bıkmadığın kitaplar tekrar izlemekten vazgeçemediğin filmler var mı?

Çok sevdiğim kitaplar çok sevdiğim filmler var fakat kitap ve film dünyası o kadar genişledi ki rastlantı olmadıkça kendim izlediğim bir şeyi tekrar açmıyorum yeni şeyler görmem gerektiğini düşünüyorum. Ama bol bol vaktim olsa Şubat'ın eski bölümlerini tekrar izlemek isterdim şu aralar^^

11.Anneni mi daha çok seviyorsun babanı mı?

İkisini de öyle bi çok seviyorum ki :):)


Ve bir mim daha böylelikle sanal alemde yerine kavuşur. Canlina da kim bilir ne zaman dönmek üzere gider buralardan^^

Venedik Veneeedik^^

15 Şubat 2013

!!

Biliyorum çingular uzun zamandır yazı yazmadım. Biraz da bu sürenin uzamasının nedeni eğlenceli içime sinen sevdiğim bir yazıyla dönmüş olmaktı ama olmadı. Türkiye'de ne olması gerektiği gibi olmuyorsa bu da olmadı! Yine benim sinirler tepeme çıktı ona buna sataşmadığımdan da soluğu blogumda aldım. Aslında bahsedeceğim konuya ilişkin söylemek istediğim onca şey var ama yazıp kendimi iyice üzmekte istemiyorum. Bu yüzden okuyup beğendiğim ŞURADAKİ yazıyı okumanızı öneriyorum. Ki bu yazı oldukça yumuşak bir dille yazılmış olabildiğince sakin bir yazı olmuş bence.Yapılan şeyin yalnızca SHUlara değil onlardan daha fazla olan müracaatçılara (hizmet verdikleri insanlara) da telafisi mümkün olmayacak zararlar vereceğini unutmayın!!

EDİT: Bu yazıyı paylaşmışken bunu da eklemek istedim:

 Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'nın yeniden yapılanma
çerçevesinde hazırladığı ve yürürlüğe koyduğu Sosyal Hizmet
Merkezleri Yönetmeliğinde de sosyal hizmet mesleğini ve uygulayıcıları
sosyal hizmet uzmanlarını yok saymak davranışı açıkça görülmektedir.
Mesleğimize ve meslektaşlarımıza yönelik saldırıların nedenini
merak ediyoruz? Bizler insana insanla, insanca hizmet eden meslek
elemanlarıyız.İnsana ve haklara saygı duymak mesleğimizin temel
değerlerindendir.Bizler de mesleğimize ve meslektaşlarımıza yönelik
olarak yapılan tüm saldırılara karşı duracağımızı, saygı
göstermeyenleri tarihe not aldığımızı ve unutmayacağımızı tüm
kamuoyuna bildiriyoruz.Bu bağlamda ;
Sosyal hizmetlerin ve sosyal yardımların yeniden yapılanması
sürecinde, hizmetlerin hak temelli bir çerçevede verilmesi gerektiğine
inanıyoruz.Mesleğimize ve meslektaşlarımıza yönelik saldırılara DUR
demek için, hak kayıplarımızın düzeltileceği güne kadar EYLEM deyiz.
Mesleğine ve onuruna sahip çıkan sosyal hizmet uzmanları,
sosyal hizmet akademisyenleri, sosyal hizmet öğrencileri 25 Şubat 2012
Saat : 14.00 'da Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı önünde
buluşmaya, haklarımızın geri verilmesi için taleplerimizi haykırmaya
davet ediyoruz.Takviminizi ve saatlerinizi ayarlayınız.UNUTMAYINIZ !
HAK VERİLMEZ ALINIR...

Murat ALTUĞGİL
SHUDER
GENEL BAŞKANI

31 Aralık 2012

Yeni mi yıl?

Şimdi evet bu bir yeni yıl yazısı ancak içi neşe dolu mutluluk dileyen kelimelerden pek az nasibini alacak. Sonra " Uyarmadı! Bu ne Canlina? " demeyin bana!



Neye neden bu kadar kızdım sinirlendim emin değilim ama bu yıl mutlu mutlu yazılarla kendimizi kandırmak istemedim. "Evet dışarda bir çok kötü şey var ve biz hep onlara şahit oluyoruz alış bunlara!" demeyin. Ki hepimiz yeterince alıştık ama alıştığımız şeylere karşı da durmamız gerekmez mi bazen?

Aslında belli bir şeye karşı sinir harbi yaşamıyorum şu an aksine mutluyum belki de. Ama dün izlediğim bir film bana bunu hatırlattı madem o an karamsarım niye iyimser gibi davranmaya çalışıyorum ki.

 "Her zaman iyimser olamayız ki!"

Filmin temasının bununla bir ilgisi yok ama bu durum benim dikkatimi çekti ve bu yazının sorumlusu o filmdir.

Siz ne kadar iyi şeyler dileseniz de bu yıl ve öncesinde olduğu gibi 2013 ve daha sonraki yıllarda aynı oranda sevinç ve hüzünle geçecek. Yani kendimizi boşuna yoruyoruz. Yüzünüze karşı bunu söylemek istemezdim ama birilerinin de bunu hatırlatması lazım. Mesela benim önceki yılbaşı için yazdığım yazı gayet pozitif ara ara hayalciliğe ulaşmış dileklerimle dolu. Baktım az önce hiçbiri gerçek olmamış yalnızca bikaç tanesi ufak adımlarla ilerlemeye alınmış. Fark ettim ki istemek yetmiyor birşeyler yapmak lazım bir şey yapmak için tembel olmamak lazım. Ama benim bu isteğim gerçek olmamış gayet tembel hissediyorum kendimi ne olacak şimdi :) Yalnız geçen yılı düşününce eskisi kadar üşengeç olmadığımın da farkındayım yalan olmasın.



Hah işte bir de böyle bir durum var. İnsanlar garip yaratık başlarına bu kadar dert açan yeni yılı da kutluyorlar. Haberleri izlemeye korkar olduğum bir ülkede yaşıyorum daha ne diyim ki!


Ayrıca nankörlük mevzusu da var. Daha bi yıl önce hoşgeldin 2012 diye gezinip şimdi sen kötüydün kakaydın diyerek 2013'e sarılıyoruz. Suç 2012'nin mi senin mi bi düşün kardeşim!




Vandalina kimdir nedir çok bir bilgim yok ama şu yaptıkları işe hayran kaldım umarım devamı gelir. Her gün 5 kadın ne demek 2 saniye oturup düşünmek lazım!



Bu yıl hiç kimseye hediye almamış biri olarak bu çizim hem içimi rahatlatıyor hem de üzüyor beni. Ama karamsar havamdan biraz çıkarsam insanın sevgisini göstermesi için kendinden başka şeye ihtiyaç duymaması çok güzel :)

Aslında bu kadar olumsuzluğun varlığı yetti diyorum biraz da umut dolu mu baksam ;



Duvardan ancak böyle bakılıyor galiba bir an yazacak hiçbir şey bulamadım da :) :)


Aydınlık günler kolay kolay gelmeyecek ama biz yine de zorlayalım demişiz. Yağmurla yaşamaya alışmamak lazımsa demek ki.


Umudunu Kaybetme en sevdiğim filmlerdendir. Hala izlemeyeniniz varsa umudunuzu kaybettiğiniz bir anda izleyin :)


Bu derece olmasa da iyi insanlar hala var, umarım onlardan bolca tanıyorsunuzdur^^


Ne olursa olsun böyle içten gülümseyebilmemiz dileğiyle ;)


Not: Sadece sizleri suçlarmış gibi yazdığım cümleler var sakın alınmayın ben onları kendim için de söyledim. Aynılarını ben de yapıyorum. Belki bu akşam içinizde en çok güleniniz ben olacağım hiç belli olmaz yani :)

İkinci not: Fotoğrafların hepsi alıntıdır. Çekenlerin yapanların eline sağlık.

Üçüncü not: Umut dolu kısmı biraz zorlama gibi durmuş ama idare edin, daha güzeli 2014'ün başına!

Dördüncü not: Nedense dün izlediğim filmin adını yazasım gelmedi. Umarım finallerden bir kaçış bulur da tanıtım yazısı yaparım öyle öğrenirsiniz:) Ya da belki bilen çıkar ;)

25 Aralık 2012

Kitapların Kıyısından

Uzun zamandır kitap okurken beğendiğim kısımları buraya da yazmak istiyordum ola ki kitap okumayan birileri bloguma düşerse bu cümlelerden mahrum kalmasın diye:) Yoksa kendim için bir şey istemiyorum zaten bu cümleler aklımda kalsın falan yok öyle şeyler ;))


Paulo Coelho

 * Günün ilk ışıkları tanyerinden yükselmeye başlarken, çoban koyunlarını gündoğusu yönünde sürmeye başladı. 'Hiçbir zaman bir karar vermek gereksinimi duymuyorlar.' diye düşündü. 'Belki de bu yüzden hep benim yanımda kalıyorlar.' Su ve yiyecekten başka bir gereksinim duymuyordu koyunlar. Onların çobanı olarak Endülüs'ün en iyi otlaklarını bildiği sürece, kendisiyle her zaman dost kalacaklardı. Güneşin doğuşu ile batışı arasında eğleşen, uzun saatlerden oluşan günlerin biri ötekinden farklı olmasa da; kısacık yaşamları boyunca tek kitap okumasalar, köylerde olup bitenleri anlatan delikanlının insan dilini anlamasalar da. Yiyecek ve suyla yetiniyorlardı ve bu onlar için yeterliydi. Buna karşılık yünlerini,arkadaşlıklarını ve kimi zaman da etlerini cömertçe sunuyorlardı.'Günün birinde canavara dönüşsem ve tek tek hepsini öldürsem, sürünün hepsini boğazladıktan sonra ancak işin farkına varırlardı.' diye düşündü delikanlı. 'çünkü bana inanıyorlar ve artık kendi güçlerine güvenmiyorlar. Bu böyle, çünkü onları otlağa ben götürüyorum.'

                                                                                       // Simyacı

*  Mutluluğun gizi dünyanın bütün harikalarını görmektir, ama kaşıktaki iki damla yağı unutmadan.
                                                                                                 // Simyacı

*  Gözümüzün önünde büyük hazineler olduğu zaman asla göremeyiz onları. Peki neden bilir misin? Çünkü insanlar hazineye inanmazlar.
                                                                                                 // Simyacı

*   -Kim ve ne olursa olsun,dedi, yeryüzünde her insan,her zaman,dünya tarihinde başrolü oynar. Ve doğal olarak o bilmez bunu.
Delikanlı gülümsedi. Hayatın, bir çoban için bu kadar önemli olabileceğini hiç düşünmemişti.
 -Elveda, dedi Simyacı.
 -Elveda, diye yanıtladı delikanlı. 
                                                                                                  // Simyacı

*  Çocuk masallarında, prensesler kurbağalara öpücük verir ve kurbağalar sevimli prenslere dönüşür. Gerçek yaşamdaysa, prensesler prensleri öper ve prensler kurbağaya dönüşür.
                                                                                         // Piedra Irmağının Kıyısında

*  Senin de çok iyi bildiğin gibi bu bir geçiş anı, demek geçti içimden. Yasak olan şey. İnsan, bile bile bardak kırmaz. Bir lokantada ya da kendi evimizde, bardakları masanın kenarına koymayız. Kafamızın içindeki dünya bizi, bir bardağı düşürüp kırmamak için dikkat etmeye zorlar.Bu arada kaza ile bir bardak kıracak olursak, bunun aslında hiç de önemli olmadığının farkına varırız,diye düşündüm. Garson, 'önemli değil' der; ayrıca kırılan bir bardağın hesaba ilave edildiğini şimdiye kadar hiç görmedim. Bardak kırmak, yaşamımızın bir parçasıdır ve bunun için lokantada kendimizi hiç suçlamayız.
                                                                                        // Piedra Irmağının Kıyısında



Açıkçası bu yazıya birkaç kitap daha ekleyip öyle yayınlamak istiyordum ama zamansızlıktan artık kitap bile okuyamıyorum doğru dürüst çingular! Bu ay da hiç yazı yazamayınca ve blogumu yalnız bıraktığımı düşününce  aylardır beklettiğim bu cümleleri paylaşmak için dayanamadım beklemeye. İki kitabı da vakti zamanın da çok sevmiştim tavsiye ederim :)

Not: Ve yaşıyorum ben her şeye inat^^

18 Kasım 2012

Mim Turşusu

Şimdi şimdi ben öncelikle bu kadar geç yazdığım için beni mimleyen çingularıma üzgün olduğumu belirtmek isterim ve zamanında beni hatırlayıp mimledikleri için çok teşekkürler.Bu kadar bekletmemin sebebi içimden yazmak geldiğinde yazayım, kuru yazılar çıkmasındı ortaya.Ama artık ne kadar biriktirdiysem turşu yapılacak kadar oldular ben de hadi hayırlısıyla bir kurayım şunu dedim;

İlk mim Irmak'tan devam etmesini istediğim filmler, diziler ve animeler?

Aslında izlediğim bir çok yapım için bunu düşünüyorum ama hepsini tek tek yazamam.Hem aslında tadında bıraktıkları için de ayrı bir severim o dizileri.Devam etselerdi bir yerden sonra eski kalitesini kaybedecekti aklımızdaki kadar güzel kalmayacaktı belki o diziler.

Ama bu mimi ilk duyduğumda aklıma Hiyokoi geldi.Sadece 22 dakikalık bir anime!Tadı damağımda kaldı dediğiniz cinsten tam o karakterleri sevmişken sizden ayrılıyorlar.Şimdi konusundan da bahsetmek isterim ama zaten o kadar kısa ki gidin izleyin bence.Hatta sizin için linkini de buldum; tık tık... Galiba mangası da var ama ben okumadım bilmiyorum.


İkinci mim Hoi Hoi'den kendini kötü hissettiğinde ne yaparsın?

Aslında bu duruma göre değişiyor.
Bazen kötü hissedince hemen geçmesini istiyorum ve bunun için uğraşıyorum.Canlı, eğlenceli parçalar dinliyorum.Hopluyorum zıplıyorum.Üşengeçliğim tutmazsa biraz yürüyorum.Komedi filmleri, dizileri tüketiyorum bol bol :D Aaa bir de o benim üzgün,kızgın olduğum anlarda yanımda yakın bir arkadaşım varsa vay haline! NŞA'da hiç konuşmayan benim çenem açılabiliyor. Beni o hale getirenler için korkunç senaryolar üretip komplo planları kurmamı dinliyorlar.Aslında benimkiler bundan pek rahatsız olmuyor gibi sanki hep desteklerler, ara ara da birlikte yazarız o senaryoları!

Bazense iyice depresyona sokuyorum kendimi :) Yani burdan ne anlıyoruz kendimizi üzen tek insan kendimiziz! Yani ben de böyle.Hiçbir şey yapmıyorum mecburi faaliyetler dışında.Dram kokan şarkılar dinleyip, nerede ağlak film var onu arıyorum.Şu ağlatan filmleri bulmak konusunda uzun zamandır başarısızım ama.Altına yorum yazmışlar ağlamaktan öldüm diye ben de tık yok!Ne oluyor Türkiye?Sorun sizde mi bende mi?


Üçüncü mim yine Hoi Hoi'ciğimden 'blogunuz sizin için tek kelimeyle ne ifade ediyor?'. Çingum şöyle güzel bir yazı yazmış ama benden o  kadarını beklemeyin.Tek kelime de söyleyemem aslında kendimce birçok sebebi var blog açmamın.Ama tek kelime dersek de ilk aklıma gelen huzur, yazmak çok rahatlatıyor beni.



Sonraki mim ise Harmony'den favorilerim nedir?Harmony şurada eğlenceli bir yazı yazmış ama kısaca cevaplayıp işin kolayına kaçıyorum:):)

Favori rengim; sanırsam mavi her tonuna bayılıyorum uçuğuna da lacivertine de^^

Favori hayvanım; bütün hayvanları uzaktan severim. Harmony'nin yazısını okuduğumda bu mevsimde sivrisinek mi olur demiştim ama ben bunu dedikten sonra sivri ile aramda düzenli bir ilişkim oldu hiç terk etmiyor beni :(

Favori sayım; Böyle bir şey de yok aslında ama sayı deyince aklıma ilk 5 geldi 5 olsun bakalım.

Stajda bizim bardaklar hiç güzel değil ama ne su ne de çay bardağı
ikisi arasında bir şey:/
Favori içeceğim; Maden suyu!Sadesi en sevdiğimdir ama meyveliler de hoş.Bir de bu yıl artık mecburiyet haline geldiğinden sürekli çay içer oldum.Birkaç yıl öncesine kadar sabahları 1 bardağı zor içirirlerdi bana.Akşamları kendime çay doldurmaya başlayınca evdekilerin şokunu görmeniz lazımdı.Ne yapabilirim ki artık bağımlı oldum ben de hala çok sevmiyorum ama içiyorum.Bu arada sebebi stajdır!Saat başı çay gelince önüne yok ben içmiyorum diyemiyorsun birinde olmasa öbüründe. Ki zaten çalışıyorsun o kadar biraz rahatlaman lazım ne yapacaksın ÇAY!

Facebook mu Twitter mı?; Aslında ikisinde de pek paylaşım yapmıyorum.Sadece bazı şeylerin takibini kolaylaştırıyor diye kullanıyorum.Ama twitter biraz daha eğlenceli istediğin kadar kendi kendine konuşman serbest sonuçta :)

Tutkum; En son bi çantaya tutulmuştum galiba ama hem ihtiyacım olmadığı hem de tuzlu olduğundan acı da olsa bu tutkuma yavaş yavaş son veriyorum.

Hediye almak mı vermek mi?; İkisinin de olumlu olumsuz yanları var.Eğer seveceğim bir şeyse hediye almak diyebilirim.

Favori günüm;Geçen yıl olsa cuma derdim çünkü ders yoku birşey yoktu mutlu ve huzurluydum.Bu yılsa hiçbir günü beğenmiyorum hepsinde de dolu ve meşgul bir insan oldum çıktım.Ne yapıyorsun deseniz onu bile anlatamam.

Favori çiçeğim; İlk aklıma papatya geldi ama biraz düşünce gelincik de çok güzel.Hem gelinciği koparmak daha zor daha doğrusu mantıksız, koptuğu anda o kırmızılıklar hemen döküleceği için.


Son mimlerimde ortak hem Hoi Hoi hem de Harmony blogumu ödüllemiş :) İkisine de çok teşekkür ediyorum ödül törenine çok geç kalıp onları beklettiğim için de üzgünüm.Bu yüzden ben de bu yazıyı okuyan birileri çıkarsa onlara ödül veriyorum hala benden haberdar oldukları için^^

En kısa zamanda tekrar yazmam ümidiyle özledim buraları;)

17 Ekim 2012

Nerdesin Şekerim? (uzun hikaye)

En zoru ne biliyor musunuz?Bir şeye başlamak!Neyi nasıl ne şekilde yazacağını belli ederek adım atmak.Sonrası eğer sizin için uygun yolsa kendiliğinden geliyor.Şimdi diyeceksiniz ki peki biz şimdi bu konuya nerden düştük?Açıklaması uzun hikaye:) Canlina kişisi olarak ben nasıl başlayacağımı bulamadım ve 54655856 tane fikir üretip hiçbirini beğenmeyince bu çıktı ortaya.Okulum başladığından beri blogumun 1.yaşı dışında hiçbir yazı yazamadım.Aslında çen çen yapacağım yine 54655856 tane konu vardı ama beni şaşırtacak derecede yoğun başlayan okulum buna mani oldu.Her zamanki tembelliğimin eseri değil bu çingularım.Mesela bu hafta derslerimin başladığı 5. hafta ama bana daha 2 hafta bile olmamış gibi geliyor.Sürekli bir yerlere koşturuyorum,bir şeyler için uğraşıyorum.Elime geçense yarım kalmış binlerce şey.Şimdi bile son 3 haftanın staj raporlarını yazmam gerekirken oturdum bunu yazıyorum.Sorumlusuysa Uzun Hikaye dir.Aslında sinemaya da gitmeyip rapor yazmaktı niyetim ama kanıma girdiler 'amaaaan akşama yazarım onları' dedim.İyi ki de böyle demişim ;

Çok Acayip Be Arkadaş^^


Filmi izlemeden önce Uzun Hikaye'nin hoş bir film olacağını tahmin etmiştim ama bu kadarını beklemiyordum.Türk filmlerinde sık sık karşılaştığımız saçma sapan olaylar yaşanacak falan dedim ama korktuğum olmadı.Hatırladığım kadarıyla Dedemin İnsanları'ndan bu yana her şeyiyle içime sinen ilk film oldu.

Hani hayatta hep olsunlar dediğimiz ama bir türlü karşılaşamadığımız insanlar var ya mert,cesur,herkese hakkını veren,paylaşmak nedir bilen insanlar.İşte bu filmde Ali karakteriyle ile hayat bulmuş!
Ali sevdiği kız Münire'yi ailesi başka birisiyle evlendirmek isteyince bu ikilimiz çok manyak bir şekilde kaçarlar.Mustafa adında da bir çocukları olur.Ama dedim ya Ali rahatça yerinde durabilen, haksızlığa göz yumabilen,kendi çıkarından başka şey düşünmeyen birisi değil.İşler böyle olunca da doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar hesabı o kasaba senin bu kasaba benim dolaşıp dururlar,hiç bir yerde uzun süre kalamazlar.Peki bize anlatılan sadece bu mu?Tabi ki değil, Ali her gittiği yerde küçük bir dokunuş ince bir ayrıntı bırakıyor ben burdaydım diyor kendine.Yapmadıklarımdan pişman değil yaptıklarımla mutlu olayım diyor kendine.Münire de aza kanaat getirmek ne demek bilen sevgi her şeye yeter diyebilen biri.Mustafa mı?Mustafa da babasının oğlu işte :) :)

Oyunculara gelirsek;

Kenan İmirzalıoğlu'nun (Ali) tamamen ne dizisini ne de bir filmini izlediğimi hatırlamıyorum.Ama afişi görünce çok yakışmış bu tarz ona dedim.Oyunculuğu hakkında hiç konuşmayım bile.Bu kadar tatlı gülümsediğini ilk defa farkettim.O gülümsemeleri o kadar içten o kadar samimi ki!Beni de hayranları arasına aldı^^ Bundan sonra kendisini bol gülümsemeli haliylen başka filmlerde görmeyi çok isterim.Gülümsemesinin yanısıra o kendini içine çeken enerjisi konuşma şekli de ben benden aldı.Başlığım yani 'nerdesin şekerim?' Ali'den çalıntıdır,çok sevdim napim! 'Be arkadaş' da bir süre dilime dolanacak gibi ;))

Tuğçe Kazaz(Münire) adını ilk duyduğumdaysa 'bu kızı da sırf güzel kontenjanından almışlar saflar!' demiştim ama kısa da sürse onun oyunculuğunu da çok beğendim,hiç beklemezdim ondan ne diyelim tebrikler hanım kızımız yetenekliymiş de;)


 
Mustafa rolündeyse 3 farklı oyuncu vardı.Gerçekten birbirine benzeyen kişileri seçebilmişler.Çocukluk dönemindeki şeker çocuğumuzun adı Taha Yusuf Tan'mış.Oyunculuğuna, şirinliğine,

' yazıyo yazıyo abiler yazıyoo sinemayı yakıp Münire'yi kaçıran Bulgaryalı Ali'nin destanını yazıyooo '

diye bağırışına bayıldım.Sonraki dönemde Mustafa rolündeyse Batuhan Karacakaya yani hepimizin bileceği şekilde Aşk-ı Memnu'nun Bülent'i vardı.Beğendim onu da.Üçüncü Mustafa'mızsa Ushan Çakır, Leyla ile Mecnun'un  aaaarda'sı :) O saçının ucundaki favori kesimiyle ne kadar tipsiz görünse de zamanın modası deyip onu da bağrıma bastım.Zaten yaptığı onca romantik tavırlardan sonra onu sevmemek mümkün mü? :D :D
Bir de her komik sahnede arkamda tıstıstıs diye gülen bir insanoğlu olunca!!Be arkadaş film zaten güldürüyor eğlendiriyor üstüne sen de tıstıstıstıs aaarda gülüşü çekince ben kopmadan nasıl duruyum yerimde.İşin acayip yanı bence bu sesi aaarda taklidi yapmak için değil gerçekten çıkarıyordu ;);)

Daha değinemediğim bir çok yan karakter oyuncusu var ama onlara başlarsam çıkamam bu işin içinden.Şöyle söyleyim filmin tamamında oyunculuğunu beğenmediğim tek kişi olmadı.Kötü karakterlerden nefret eden ben burada onları bile yeteneklerinden dolayı sevdim 'ohaaa yaa nasıl bu kadar iyi yapıyor bunu' demedim değil.

Film başlar başlamaz beni ilk vuran noktaysa yeni tanıdığı birine iyi adam deyip güvenebilmeleri oldu.Dedim bari bu aynı kalabilseydi o zamandan(Şimdilerde yıllarca tanıyorum dediğine güvenemeyebiliyorsun yazık bizlere).İzleyen varsa hatırlar müdür için dediği yoook şerefsizin teki lafıyla da kalbim ve zihnime girmeyi başardı film.

Filmin sonunda çalan parçamız ise bu imiş.Filmde söyleyen Cem Yılmaz değildi ama bu versiyonunu daha çok sevdim sanki ben :)

Çok ciddi bir film analizi olmadı.Zaten amacımda buydu; seveceğinizi farkedin gidin kendiniz izleyin istedim.Umarım ikna olmuşsunuzdur!Kesin bak kesin gidiyorsunuz!O kadar mimim birikti yazmadım geldim bunu yazdım gidin izleyin bak kesin tamam gidin be arkadaşlar :D

Not; Filmin kitabı da mevcut okumadım ama okuyanlar çok beğenmiş ben de okumayı düşünüyorum.

Dip not; Çingularım gördüğünüz üzere mimlerim hala aklımda ama yazmak ne zamana nasip olur bilemiyorum belki günler sonra belki yarın belki yarından da yakın.Neden mi?
Uzuuuuun hikaye :)

En dip not; Neyi atladım neyi atladım diye düşünüp duruyordum.Buldum sonunda!Ali'nin düşünce biçimini aslında filmin vermek istediği mesajlardan birini.Rakı sofrası kuruyon cumaya gidiyon nası insansın sen Ali? Aslında bu nokta yani aralıkta kalma noktası, onun bunun şunun doğrularıyla değil de her konuyu birbirinden bağımsız kendi düşüncenle ele alma işi.Bir çok insan bunun farkında değil ama en zor işlerden biri bence bu.Taraf tutmak kolaydır benimkiler böyle diyor seninkiler şöyle der çıkarsın işin içinden.Ya tarafın yoksa?Çekersin Ali gibi.A tarafı seni ezmeye çalışır B tarafı sen benden değilmişsin diye bakmaz yüzüne.Aslında iyi ki ikiside sevmez seni.Sırtını birine dayamak gitmez zaten senin hoşuna!Tam olarak söylemek istediğimi anlatamadığımı düşünüyorum ama siz beni anlamışsınızdır umarım.Anlamadıysanız gidin filmi izleyin be arkadaşlar orada anlarsınız kesin^^


Daha daha dip not; Bu Ali'den bir tane daha tanıyan varsa bana müracaat edip bağış yapabilir hiç çekinmeyin :)

En kısa sürede tekrar görüşmek üzereee^^