17 Ekim 2012

Nerdesin Şekerim? (uzun hikaye)

En zoru ne biliyor musunuz?Bir şeye başlamak!Neyi nasıl ne şekilde yazacağını belli ederek adım atmak.Sonrası eğer sizin için uygun yolsa kendiliğinden geliyor.Şimdi diyeceksiniz ki peki biz şimdi bu konuya nerden düştük?Açıklaması uzun hikaye:) Canlina kişisi olarak ben nasıl başlayacağımı bulamadım ve 54655856 tane fikir üretip hiçbirini beğenmeyince bu çıktı ortaya.Okulum başladığından beri blogumun 1.yaşı dışında hiçbir yazı yazamadım.Aslında çen çen yapacağım yine 54655856 tane konu vardı ama beni şaşırtacak derecede yoğun başlayan okulum buna mani oldu.Her zamanki tembelliğimin eseri değil bu çingularım.Mesela bu hafta derslerimin başladığı 5. hafta ama bana daha 2 hafta bile olmamış gibi geliyor.Sürekli bir yerlere koşturuyorum,bir şeyler için uğraşıyorum.Elime geçense yarım kalmış binlerce şey.Şimdi bile son 3 haftanın staj raporlarını yazmam gerekirken oturdum bunu yazıyorum.Sorumlusuysa Uzun Hikaye dir.Aslında sinemaya da gitmeyip rapor yazmaktı niyetim ama kanıma girdiler 'amaaaan akşama yazarım onları' dedim.İyi ki de böyle demişim ;

Çok Acayip Be Arkadaş^^


Filmi izlemeden önce Uzun Hikaye'nin hoş bir film olacağını tahmin etmiştim ama bu kadarını beklemiyordum.Türk filmlerinde sık sık karşılaştığımız saçma sapan olaylar yaşanacak falan dedim ama korktuğum olmadı.Hatırladığım kadarıyla Dedemin İnsanları'ndan bu yana her şeyiyle içime sinen ilk film oldu.

Hani hayatta hep olsunlar dediğimiz ama bir türlü karşılaşamadığımız insanlar var ya mert,cesur,herkese hakkını veren,paylaşmak nedir bilen insanlar.İşte bu filmde Ali karakteriyle ile hayat bulmuş!
Ali sevdiği kız Münire'yi ailesi başka birisiyle evlendirmek isteyince bu ikilimiz çok manyak bir şekilde kaçarlar.Mustafa adında da bir çocukları olur.Ama dedim ya Ali rahatça yerinde durabilen, haksızlığa göz yumabilen,kendi çıkarından başka şey düşünmeyen birisi değil.İşler böyle olunca da doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar hesabı o kasaba senin bu kasaba benim dolaşıp dururlar,hiç bir yerde uzun süre kalamazlar.Peki bize anlatılan sadece bu mu?Tabi ki değil, Ali her gittiği yerde küçük bir dokunuş ince bir ayrıntı bırakıyor ben burdaydım diyor kendine.Yapmadıklarımdan pişman değil yaptıklarımla mutlu olayım diyor kendine.Münire de aza kanaat getirmek ne demek bilen sevgi her şeye yeter diyebilen biri.Mustafa mı?Mustafa da babasının oğlu işte :) :)

Oyunculara gelirsek;

Kenan İmirzalıoğlu'nun (Ali) tamamen ne dizisini ne de bir filmini izlediğimi hatırlamıyorum.Ama afişi görünce çok yakışmış bu tarz ona dedim.Oyunculuğu hakkında hiç konuşmayım bile.Bu kadar tatlı gülümsediğini ilk defa farkettim.O gülümsemeleri o kadar içten o kadar samimi ki!Beni de hayranları arasına aldı^^ Bundan sonra kendisini bol gülümsemeli haliylen başka filmlerde görmeyi çok isterim.Gülümsemesinin yanısıra o kendini içine çeken enerjisi konuşma şekli de ben benden aldı.Başlığım yani 'nerdesin şekerim?' Ali'den çalıntıdır,çok sevdim napim! 'Be arkadaş' da bir süre dilime dolanacak gibi ;))

Tuğçe Kazaz(Münire) adını ilk duyduğumdaysa 'bu kızı da sırf güzel kontenjanından almışlar saflar!' demiştim ama kısa da sürse onun oyunculuğunu da çok beğendim,hiç beklemezdim ondan ne diyelim tebrikler hanım kızımız yetenekliymiş de;)


 
Mustafa rolündeyse 3 farklı oyuncu vardı.Gerçekten birbirine benzeyen kişileri seçebilmişler.Çocukluk dönemindeki şeker çocuğumuzun adı Taha Yusuf Tan'mış.Oyunculuğuna, şirinliğine,

' yazıyo yazıyo abiler yazıyoo sinemayı yakıp Münire'yi kaçıran Bulgaryalı Ali'nin destanını yazıyooo '

diye bağırışına bayıldım.Sonraki dönemde Mustafa rolündeyse Batuhan Karacakaya yani hepimizin bileceği şekilde Aşk-ı Memnu'nun Bülent'i vardı.Beğendim onu da.Üçüncü Mustafa'mızsa Ushan Çakır, Leyla ile Mecnun'un  aaaarda'sı :) O saçının ucundaki favori kesimiyle ne kadar tipsiz görünse de zamanın modası deyip onu da bağrıma bastım.Zaten yaptığı onca romantik tavırlardan sonra onu sevmemek mümkün mü? :D :D
Bir de her komik sahnede arkamda tıstıstıs diye gülen bir insanoğlu olunca!!Be arkadaş film zaten güldürüyor eğlendiriyor üstüne sen de tıstıstıstıs aaarda gülüşü çekince ben kopmadan nasıl duruyum yerimde.İşin acayip yanı bence bu sesi aaarda taklidi yapmak için değil gerçekten çıkarıyordu ;);)

Daha değinemediğim bir çok yan karakter oyuncusu var ama onlara başlarsam çıkamam bu işin içinden.Şöyle söyleyim filmin tamamında oyunculuğunu beğenmediğim tek kişi olmadı.Kötü karakterlerden nefret eden ben burada onları bile yeteneklerinden dolayı sevdim 'ohaaa yaa nasıl bu kadar iyi yapıyor bunu' demedim değil.

Film başlar başlamaz beni ilk vuran noktaysa yeni tanıdığı birine iyi adam deyip güvenebilmeleri oldu.Dedim bari bu aynı kalabilseydi o zamandan(Şimdilerde yıllarca tanıyorum dediğine güvenemeyebiliyorsun yazık bizlere).İzleyen varsa hatırlar müdür için dediği yoook şerefsizin teki lafıyla da kalbim ve zihnime girmeyi başardı film.

Filmin sonunda çalan parçamız ise bu imiş.Filmde söyleyen Cem Yılmaz değildi ama bu versiyonunu daha çok sevdim sanki ben :)

Çok ciddi bir film analizi olmadı.Zaten amacımda buydu; seveceğinizi farkedin gidin kendiniz izleyin istedim.Umarım ikna olmuşsunuzdur!Kesin bak kesin gidiyorsunuz!O kadar mimim birikti yazmadım geldim bunu yazdım gidin izleyin bak kesin tamam gidin be arkadaşlar :D

Not; Filmin kitabı da mevcut okumadım ama okuyanlar çok beğenmiş ben de okumayı düşünüyorum.

Dip not; Çingularım gördüğünüz üzere mimlerim hala aklımda ama yazmak ne zamana nasip olur bilemiyorum belki günler sonra belki yarın belki yarından da yakın.Neden mi?
Uzuuuuun hikaye :)

En dip not; Neyi atladım neyi atladım diye düşünüp duruyordum.Buldum sonunda!Ali'nin düşünce biçimini aslında filmin vermek istediği mesajlardan birini.Rakı sofrası kuruyon cumaya gidiyon nası insansın sen Ali? Aslında bu nokta yani aralıkta kalma noktası, onun bunun şunun doğrularıyla değil de her konuyu birbirinden bağımsız kendi düşüncenle ele alma işi.Bir çok insan bunun farkında değil ama en zor işlerden biri bence bu.Taraf tutmak kolaydır benimkiler böyle diyor seninkiler şöyle der çıkarsın işin içinden.Ya tarafın yoksa?Çekersin Ali gibi.A tarafı seni ezmeye çalışır B tarafı sen benden değilmişsin diye bakmaz yüzüne.Aslında iyi ki ikiside sevmez seni.Sırtını birine dayamak gitmez zaten senin hoşuna!Tam olarak söylemek istediğimi anlatamadığımı düşünüyorum ama siz beni anlamışsınızdır umarım.Anlamadıysanız gidin filmi izleyin be arkadaşlar orada anlarsınız kesin^^


Daha daha dip not; Bu Ali'den bir tane daha tanıyan varsa bana müracaat edip bağış yapabilir hiç çekinmeyin :)

En kısa sürede tekrar görüşmek üzereee^^




10 Ekim 2012

Canlina 1 Yaşında^^

Yaklaşık iki yıl kadar önce blogları takip etmeye başladım.O yazıdan bu yazıya atlayıp duruyordum.Kiminde hüzünlendim kiminde sinirlendim çoğunlukla da eğlendim,güldüm.Aynı kişinin farklı yazılarını okumak onları yavaş yavaş tanımak da hoşuma gitti.Sonra dedim ki ben onları biliyorum ama onlar benden habersiz!Üstelik benim de hakkında konuşacak bir çok konum var! ''Hmmm...Acaba?'' sorusu böyle aklıma düştü.Şimdi işim var şu geçsin öyle bu geçsin böyle derken çok zaman geçti.En sonunda 10 Ekim'de daha da onu bunu beklemeyeceğim açıyorum blog dedim ve gitti :) Şimdi de 1 yılı tamamladık beraber :) Bazen burada bazen çingularımın bloglarında Owl City ve Carly Rae Jepsen'ın deyimiyle harika vakit geçirdim;



Yazdıklarımı okuyan,yorum bırakan herkese çok teşekkür ederim.Daha uzun uzun yıllar boyunca beraber harika zamanlar geçirmek dileğiyle^^

12 Eylül 2012

Çok üzüme vurduysam kendimi^^

Üzüme çok vurmadım ama çok diziye vurduğumdan eminim.

Geçen pazar günü dengesiz yaşamamın ve beslenmemin bir bedeli olaraktan azıcık hastalandım.Önemli bir şey değil acili boylayıp iğnemi yiyince kendime geldim sayılır.Şimdiye kadar hiç acile gitmemiştim bir değişiklik oldu işte ama yine de gitmenizi tavsiye etmem.Çok karışık ne nerde nasıl oluyor anlayana kadar canınız çıkar.Babam gelmeseydi yanımda ben pes eder geri dönerdim.Zaten hiç de gidesim yoktu kendi kendime iyileşmeyi öğrenmem lazım artık.Sebebini tahmin edemediyseniz bakınız; deneyimler

neden bu kadar şekersin sen?
 Genelde erken uyanırım annemin deyişiyle hortlak gibiyimdir.7 dedin mi Canlina uyanık bir ara 8 gibi uyanmaya başlamıştım nasıl sevinmiştim tahmin edemezsiniz :) İşte bir de böyle hasta olduğumdan galiba 3 gündür horozları geçtim.İnsan 5te uyanır mı?Bu pazartesi ben uyandım.Yapacak bir şey de olmuyor sağa dön sola dön böyle yarı hayal yarı rüya aleminde yol alıp durdum.Yani uymadığıma eminim ama kendi kendime hayal de kurmadım daha çok rüya gördüm gibi.Haftasonu da Gaksital'i bitirmişim tabi.Neler oldu söylemeye gerek yok Joo Won'la Gaksital'i çektim baştan.İşkence odasına girmedim galiba ama isyan çıkardığımı hatırlıyorum.Özetle Kore'yi Japonlardan kurtardım ben efendim :)

Bu kadarla yetineceğimi sanmadınız değil mi?Salı günü de kale kuşattım.Bu da aşırı Leyla ile Mecnun almanın yan etkisi.Ülke sahibi felan oldum.Üstelik ülkemde Metin'in kalesiyle Bozcaada Kalesi karışımı bir şeydi.Doğal olarak benim de halkım yoktu ama komşuluk ilişkilerini geliştirmek adına yan ülkeleri ziyarete gidip duruyordum.Bir de şimdi bakınca hatırladım benim zaten Bozcaada Kalesi'nde gözüm varmış efendim.O yazımda fotoğrafın altına yazmışım para falan çıkarsa piyangodan satın alıp yaşayacakmışım orada :)

neden ben de kendi çapımda Fatih olmayım?

Bugünde Oguri Shun'laydım.Yani Rich Man Poor Woman'dan Hyuga Toru'yla :) Annesini bulmasına yardım ettim.O derece alçak gönüllüyümdür.Kore'yi kurtarırım ülkem vardır ama zavallıcığında çaresiz kalmasına dayanamadım dindirdim anne özlemini.(Diziyi izleyenler şoka girebilir tabi şimdi zavallıyı Toru için sıfat olarak mı kullanmış? omo omo O_o )

Hasta olmamın iki iyi yanı var; Hayal dünyam hastayken çok genişliyor benim.Böyle korkunç,eğlenceli,garip,komik rüyalar görüyorum.Aksiyonsa zaten hiç eksik olmuyor tahmin edebileceğiniz gibi.Sabah bunları birde evdekilere anlatıyorum komple kopuyoruz :) Diğer iyi yanıysa evde senden iş bekleyen yok.'Kızım bulaşığı kaldır,yatağını topla,çamaşırları as,baban gelecek daha bir salata yapmamışsınız.' denmiyor bana.Şimdi böyle yazınca iyi olmama üzüldüm.

Bir de ben bazen seri rüyalar görüyorum size de oluyor mu merak ettim?Yani arada haftalar falan da olsa diğer rüyanın devamı gibi.

Bu arada bahsettiğim 3 dizi de birbirinden güzel şiddetle tavsiye ederim^^

5 Eylül 2012

Esir Şehrin İnsanları!

Bu yazı için kitabın adından daha güzel bir başlık bulamadım.Kemal Tahir neyden bahsettiğini o kadar basit bir şekilde özetlemiş ki resmen 'dur yapma Canlina hiç anlatmana gerek yok' diyor bana.Ben yine de elimden geldiğince anlatmaya çalışacağım size ;)

Sürekli kitap okuyan ben bir şey fark ettim ki uzun bir süredir hiç romanlardan bahsetmemişim burada.Nasıl yaparım diye bir düşündüm ve cevabı buldum.Serenad ve Semerkant'tan sonra dişime göre ayıla bayıla okuduğum sadece birkaç kitap oldu.Hatta şimdi düşündüğümde bir tane kitap adı geliyor aklıma.Onu da filmini tekrar izlersem bir gün o zaman yazacağım.

Esir Şehrin İnsanları'na dönersek;

Kamil Bey ve eşi Nermin paşa çocuklarıdır.Şimdiye kadar maddi zorluk ne demek hiç karşılaşmamışlar kenarından bile geçmemişlerdir.Birinci Dünya Savaşı onlar İspanya'dayken başlamıştır.Bu yüzden Kamil Bey'de savaş boyunca Madrid'de elçi olarak çalışmıştır.Savaşın bitmesiyle İstanbul'a dönme kararı alırlar.Zaten maddi durumları savaş yüzünden derinden sarsılmıştır.İstanbul'a döndüklerindeyse eski bir konaktan başka adamakıllı bir mirasları yoktur.İlk geldikleri günler Nermin'in halasının yanında kalırlar sonraysa Kamil Bey'in isteği sonucu harabe haline gelmiş konağı biraz elden geçirip oraya yerleşirler.Kamil kendisini gereksiz ve faydasız işe yaramaz hissettiği bir dönemde eski arkadaşları Kamil'e Karadayı gazetesinde çalışmasını teklif ederler.Tabi ki romanın anlatmak istediği bu olaylar dizisi değil: Ülkesine döndüğünde Kamil'in iç hesaplaşması,nerede nasıl durması gerektiğine karar verme çabaları...

Kamil, Galatasaray Lisesi'nde okumuş bir kaç yabancı dil bilen tam anlamıyla dürüst,kendi yağında kavrulan bir insandır.Kendi yağında kavrulmak daha çok orta halli aileler için kullanılıyor ama buraya en uygun ne düşer bilemedim.Çevresiyle hep iyi geçinen hani kötülük nedir bilmez insanlar var ya işte onlardan.Ülkesinin bulunduğu durum ve ailesi arasında hep bir ikilemde kalmaktadır.Bıraktığı ve bulduğu İstanbul'u çözmeye çalışırken yapması gerekenin ne olduğunu anlamak için uğraşır.Nermin ise kendi rahatından başka hiçbirşey düşünmeyen klasik bir zengin kızıdır.Onun ne savaş umrundadır ne de ülkeyi geri kazanmak için çabalayanlar.Tek isteği Kamil ve Ayşe'yle birlikte eskisi gibi mutlu mesut yaşamak.

Nedime Hanım Kamil'in gazeteyi beraber çalıştırdığı Anadolu'daki hareketi destekleyen kararlı ve güçlü bir kadındır.Kamil'in arkadaşı olan kocası Ankara'yı desteklediği için tutuklanmıştır.Zaten Karadayı Gazetesi Mustafa Kemal taraftarı yazılar yayınladığı için mimlidir de.

Yazımın buradan sonrasında yorumlarım,düşüncelerim olacak eğer ''Spoi'' yemek istemiyorsanız okumayabilirsiniz;

*Kitaba ilk başladığımda Kamil'in zengin oluşu savaşa gitmemesinden dolayı ana karakter bu olamaz dedim.Sonuçta çok önemli bir olaydan bahsediyoruz ve bu süreçte keyfi yerinde dolaşanlarla ilgili şeyler okumak canımı yakardı.Ben ona tamamen zıt bir karakter beklerken Kamil'in Karadayı'da çalışmaya başlaması beni şaşırttı.Yani oraya gelene kadar Kamil'in hangi duygular içinde olduğunu çoktan anlamıştım ama onu Anadolu için bir şeyler yapmaya itecek çevresinde hiç kimse yoktu.Tek başına hangi adımı atıp ne yapabilirdi ki?

*Nermin'i kitaba ben ona uyuz olayım diye koymuşlar.Tamam kızım zenginsin umrun olmaz aklın basmıyor olabilir ama en azından kocanın yaptığı işlere gram ilgi göstersen.Adam resim yapar kendince karalıyor işte dersin,gazete çıkarır bir kez okumazsın.Ne yapıyorsun sen ayıptır sorması?Bütün gün evde oturmaktan sıkılıyorumdan başka laf çıkmıyor ağzından.Madem sıkılıyorsun bir şeyler yap.Tek bildiğin alışveriş yapıp para harcamakmış galiba.Eee tabi para da bitince yapacak işin kalmadı di mi?Kamil de ben de senin şu tutumuna anlam vermek için çok uğraştık o seni biraz haklı buldu ama ben ikna olamadım.Bir an için kendimi senin yerine koydum.Tamam çoğu şeye ilgisizim,tembelim,kayıtsızım ya da en azından elimden bir şey gelmez diyerek umursamıyorum ama bu kadar da olmaz ki!Kocan hapse girmiş bu yüzden.Aç da bir gazeteye bak ne olur?İki haber götür ona ne olur?

*Halagiller size komple gıcık oldum tek derdiniz kendinizi kurtarmak.Tamam gidin savaşa katılın demiyorum size ama gizliden de olsa biraz yardım etseniz bi yeriniz mi incinir?Onu da yapmıyorsunuz bari bu kadar yabancı taraftarı olmayın!


*Nedime Hanım hamile haliyle bu kadar içten çalışırkense sevindim.Böyle biraz tezcanlı, çocuksu sevinçleri, üzüntüleri, heyecanları, her iyi haberi kocasına yetiştirmeye çalışması...Sonradan onun salaklığı ve Niyazi'ye güvenmesi Kamil'in başını fena yaktı ama :/

*Niyazi, karşıma çıksa bir kaşık suda boğacağım insan sen o kötü laflar saydıklarımdan daha berbatsın!Nedime'yi onu bunu şunu herkesi kendine inandır.Bir de güzel hikaye yazmışsın ki geçmişine kimse senden şüphelenmez.Seni bu kadar sayıp seven birine nasıl sırtını döndün ? Pardon öyle bir şey yapmadın ya direk bıçak saplamıştın di mi?

*Kitapta en hayran olunası kadın Fatma'ydı.Fatma'ya , Ramiz kurtuluş için çabalamaya nasıl başladığını anlattığında bittim!Kitaptan biraz alıntı yaparsam;

'Nutuk...Biz hepimiz ağlaştık!Akıllı kadınlar kara bayraklar yapmışlar.Erkeklere ''Eğer vatanı kurtarmayacaksanız, örtülerimizi siz örtünün!'' diye bağırdılar.Biz ağlaştık.Sade biz değil, aramıza bir de Fransız bahriyelisi karışmıştı.Halimizi görünce gavur askeri de ağladı.''dilimizi anlamayan gavur askeri imana gelirse...''dedim can başıma sıçradı.'

Hani bir ara geçmişte hangi zamana ışınlanmak isterdiniz falan gibi bir mim dolaşıyordu bloglarda anında bu geldi aklıma.Sultanahmet Mitingi'ni görmek isterdim ben.O atmosferi oradaki insanları hissetmek isterdim.


*Kitabın sonu beklediğim gibi miydi?Emin değilim fakat çok gerçekçi bir son olmuş.Bir an için Kamil Bey kendi kendine 7 yıl derken ben bile bu muydu yani dedim.O kadar emeğin sonunda al 7 yılı!Ben Nedime'ye ilk kez o zaman kızdım.Adamcağızı ziyaret edemese bile bir haber göndermeliydi en azından.Kitap daha bir çok belirsizlik bıraktığı için emin de olamıyorum belki devam kitaplarında bundan bahsediyordur.Nedime ve Niyazi'ye ne oldu yani?En kısa zamanda devam kitaplarını bulup okuyacağım bakalım cevabımı alıyor muyum;)

*Kemal Tahir'in o dönemi tüm boyutlarıyla -bazıları kısa da olsa- yansıtmasına bayıldım.Dönemin 'esir şehri' her telden insanıyla çıktı karşıma.Kurtuluş Savaşı için çaba gösterenler,yardım ediyormuş gibi görünenler,manda isteyenler,aydın kesim,halk kesimi,kadınların farklı farklı tepki vermeleri,savaş dönemi,bazılarının önce kendi çıkarını düşünmesi...Yine de romanda beni en çok etkileyen Kamil Bey'in kendi içinde yaşadığı durum oldu.Boş boş durup ülkenin elden gitmesini mi izlesin?Hamile bir kadını ele mi versin?Kendi yaşamı ve ailesi mi yoksa vatan mı?Kahramanlık sayılacak bir davranış sergilediği halde yazar onu  tek düşünceye sahip yansıtmamış.Geride bırakacaklarını da anlatmış.Kararsızlıklarını dökmüş ortaya!

Spoiler bitti!!


Bu yazıyı yazarken bir şey fark ettim.Kitaplardan sürekli duyduğumuz Halide Edip'in Sultanahmet Mitingi konuşmasını hiç okumamıştım.Nasıl oldu bu hala anlam veremiyorum.Bu kadar önemli bir şey herhangi bir sınıfın tarih kitabında neden bulunmaz?Saçma saçma şeyleri bölüm sonlarında okuma parçası yapacaklarına bunu koysalardı ya?Yoksa ben mi fark etmedim eğer göreniniz duyanınız varsa haber versin,özür dileyim.Ama tek bu değil tarih kitaplarımız cidden her önemli olayı anlık yaşanmış basit şeylermiş gibi anlatıyor.Ben bu mantığa anlam veremiyorum.Hahhahaha aslında bir anlam vermem gerekir değil mi?Bu kadar saftirik olmayım!Şu günlerde sevgili hükümetimiz üniversitelerdeki zorunlu İnkılap derslerini kaldırmak istiyormuş ben de gelip burada niye bunu yazmıyorlar niye şunu yazmıyorlar diyorum.Oldukça komik!(İlgili haberi okumak için: tık tık ) Gerekçeleri ise zaten bu dersleri lisede gösteriyorlarmış meslek derslerine daha erken başlanmalıymış.Bir kere lise de o gördüğü dersleri tam anlamıyla kavrayan kaç öğrenci var ki?Hem madem biz o konuları gördük biliyoruz bize daha yakın tarihten bahsedin daha hoş olmaz mı?Ben konuyu iyice dağıtmadan asıl söylemek istediğime beni kızdırana geçecek olursak neredeyse 30 dakikadan fazla Halide Edip Adıvar'ın Sultanahmet konuşmasını aradım nette.Hiç bir sitede adamakıllı şekilde -en azından ben bulamadım- yazılmamış.En uzun halini ekşi sözlükte buldum vaktiniz varsa lütfen okuyun; Halide Edip'in Sultanahmet Mitingi konuşması

16 Ağustos 2012

En Eski Anım (mim)

Şimdi çok zevkli ve aylardır düşünmediğim kadar düşünmeme sebep olan bir mimle karşınızdayım:)Başlıktan da anlayacağınız gibi mimin konusu hatırladığım en eski anım.Ben de balık hafızalı bir insanım.İkisi birleşince benim baya baya düşünmem gerekti.Aslında hiç şikayetçi değilim eskiyi düşünmek çok eğlenceli geldi.Hatırlayım diye de biraz fotoğraflara falan bakınca gülme krizine girecektim az daha.Evet bundan önce de kırk defa bakmışımdır onlara ama her bakışımda başka bir şeyler buluyorum :D Beni mimlediği için egosantrikrapsody'ye çok teşekkür ederim!

Yine de ne kadar uğraşsam da ben 4-5 yaşımdan geriye gidemedim.Eskiden oturduğumuz yerde bir dut ağacı vardı.Bütün mahalleli işi bitince orada oturur çene çalardı.Biz çoluk çocuklarda oralarda oynardık.Evlerden bebekleri oyuncakları kap gel hemen!Çamurdan az yemek yapmadım hani :) İşte orada kardeşim, arkadaşı(Esra) ve ben ayakta durmuşuz.Esra'nın babası Beşiktaş'lıdır.Esra da öğrenmiş birkaç bişey ben beşiktaşlıyım şöyle de böyle de diye anlatıyor.Babam o zamanlar futbolla pek ilgilenmezdi.O yüzden kardeşimle ben de bildiğimiz tek takım olduğundan BJKliyiz biz diye dolanırdık.Bir gün teyzemlere gittik.Kuzenim de bize sormuş hangi takımı tutuyorsunuz diye.Bizim cevap belli zaten.O da diyor GS'ı tutun.Bizdeki de inat değil mi beşiktaşlıyız diye diretiyoruz.Sonra hatırladığım tek şey beni balkondan aşağı salladığı!Cimbomlu olmazsanız atarım sizi bak tehditleri!Beşiktaş canımdan kıymetli değil ya o günden beri Galatasaray'ı tutuyorum :) E tabi buna tutmak denirse maçları falan pek takip etmem de yalnız yendiğimiz zaman Fenerlileri kızdırma kısmını seviyorum ;)


Sonra küçükken ben sık sık hastalandığımı hatırlıyorum.O yüzden sürekli babamın iş yerinin doktoruna giderdik.Dönüşte de yakın diye Samanpazarı'ndan yürüyorduk bir kaç silik fotoğraf gibi bir şeyler var aklımda.Ama dönüşte otobüsün hep kalabalık olduğunu unutmuyorum.Her seferinde başka bir teyzenin amcanın kucağında olurdum.Ve tabi klasik soru 'Sen benim kızım olur musun?Götüreyim seni bize?'


Bu sefer tam yaşımdan eminim.İnsanın doğum günü her yıl uğramayınca naparsın?! 4. yaşımı kutlamak için teyzemler dayımlar falan hep bize gelmiş.Herkes de doğal olarak bebek almış bana.Benim ağzım kulaklarımda tabi.Düşünün babam da üçlü bebek seti almış ; annesi var,ablası var,küçük kardeşi var!!Daha ne olsun :D :D Bütün hepsini bebek arabasına bindirip bahçede dolaştırdığımı hatırlıyorum.Evde sıkılıyorlardır temiz hava onlara da lazım.Ama tabi bebeklerim için hayat hep böyle güllük gülistanlık geçmedi.Bir gün ne için hatırlamıyorum kardeşimi evde arıyorduk bi türlü ortalarda görünmüyor.Acaba dışarı mı gitti bu kız nerde falan derken yakaladım onu!Hanımefendi benim bebeklerimi almış annemlerin yatağının duvar tarafında biraz boşluk vardı oraya girmiş oturmuş benimkileri parçalıyor.Etraf bi sürü kol bacakla dolu!!Bir süre ortalarda görünmedi mi artık nerde ne yaptığını biliyorduk.Kıskançlık falan diye değildi bence, bir şeyleri karıştırmayı pek seviyor kendileri.Zaten kolu falan çıkardıktan sonra takmaya uğraşıyordu galiba.Ama onun bu huyu yüzünden bebeklerim hep en üst rafa kondu ulaşıp alamasın diye ama ben de alamazdım ki bunu nasıl unuturlar o_O


Son olarak da kağıdı kalemi çok sevdiğimi hatırlıyorum.Kömürlüğümüzün tam yanında asma vardı.Ona basaraktan kömürlüğün çatısına çıkar otururdum.Orada kendimce bir şeyler karalıyordum resim falan çiziyordum.Bu arada resim falan deyip hafife almamam lazım sonuçta babamın iş yerindeki duvarlarda sergileniyordu :)
Okula başladıktan sonra da hikaye kitaplarımı alıp çıkardım çatıya.Babamlar da bahçede otururlardı ciddiyetle onlara okurdum hikayeleri.Bir de ben tam hatırlamıyorum ama annem diyor okula gitmeden önce kendi adımı, dedemin, babaannemin adını falan yazmayı öğrenmişim.Evin duvarlarını isimle doldurmuşum.Deli etmişim annemi.Bence güzel bir şey bu annem açısından olmasa da :D :D


Sıra geldi mimi paslamaya yazmak istersen merakla bekliyorum yazını Hoi Hoi ^^


Fırat çok zeki yaa ;));))

10 Ağustos 2012

Ben? (mim)

Sanırsam görüp görebileceğim en kısa postum bu olacak :) Çingu Patapuff beni işte şuracıkta mimlemiş.Anladığım kadarıyla bu yazıyı okuyan sizler beni bana anlatacakmışsınız.O zaman soruyorum nasıl bilirsiniz beni?Aaa bir de tek kelimeyle olacakmış.

Hadi,tamam bakmıyorum ben :)

Unutmadan mimlenen çingular; Harmony , Egosantrikrapsody , Hoi Hoi , Irmak , Mydestiny ...Hadi size kolay gelsin^^

5 Ağustos 2012

Rüzgar Gülünün Ucunda ;) -mim:içimdeki ses-

İşte dem bu demdir:) Şimdi yazdım yazdım yoksa benim elim gitmeyecek bir türlü klavyeye.Uzuuuuuun uzuuuuun yıllar önce develer tellal pireler berber iken inekler hendekten atlayıp balıklar su içerken...Bir saniye galiba yanlış kanala bağlandık!Ama ne yapalım uzun uzun deyince insanın aklı masallara gidiyor :) Özetle uzun bir süredir ortalarda görünmeyen Canlina kişisi artık bağını bahçesini özledi ve geri geldi :D Gitmeden önce Agasshi beni mimlemiş içimdeki sesi sormuştu.O zamanlar sadece merak merak vardı.Staj nasıl olacak?Sıkılır mıyım ki orada?Kendi başıma niye iş açtım?Otur oturduğun yerde Ankara'da yap stajı!Yok yok emin ol oradaki staj buradan iyidir.O olmadı gezer eğlenirsin!Vik vik vik vik vik vik :D Bakalım neler diyor şimdi bu içimdeki ses?

İyi ki gitmişim diyor tabi :D Zaten elimden gelse dönmeyecektim ben! Çok yalvardım otobüsçü amcaya at beni buraya sen yoluna devam et dedim.Bak tekerini patlatırım dedim.Hangi insan evladı birine bunu yapar dedim.Önce sevdir kendini sonra ayır!İşin şakası gerçekten sevdim orayı.Mezun olunca Canlina'yı sıkıysa bulun Ankara'da.Zaten hain planlarımı yaptım bile.Bir ilde 1-2 yıl falan çalıştıktan sonra tayin isteyeceğim vermezlerse de onları sinir edip sürdürürüm kendimi yine ulaşırım amacıma.O kadar güzel yer beni beklerken ben hep aynı yere çakılıp kalmamalıyım.Beim kişiliğimi düşünürsem hayalim pek gerçekçi değil fakat imkansız da değil.Olumsuz-bağlı-üşengeç tarafımı ara ara izne gönderebiliyorum sonuçta.Bakınız kanıtı ^^


Rüzgar gülünün ucuna binip dönesim vardı.Her şeyi oradan izleyesim vardı.
Mantıklı değil mi ama?Önün deniz zihnin ferah dert yok tasa yok birazcık adrenalin.Hmmm yalnız adrenalinin birazcık olacağı konusunda şüphelerim var ya neyse.Lunaparka gitmeyi mi özlemişim ne :)


O kadar sessiz sakin güzel bir yer ki!Ama öğrendiğime göre bir şirket çevresini yavaş yavaş satın almaya başlamış.Bir otel yapıp para kırmak için süper yer!Umarım daha uzun süre dokunamazlar buraya.Ve isteyen istediği gibi gidip gelebilir.Üstteki kemer de hemen yakınında.

Elime bi kitap verip beni şu banka oturtunca bundan güzel kare olmaz.

Leyla'nın babası gibi bir gün piyangodan çok para çıkarsa ben de bu kaleyi alıp içinde yaşasam mı ne?

Güzel olduğunuz kadar tuzlusunuz da!
Yani ölmeyeceğimi bilsem tam şurdan atlayasım var.Çok eğlenceli olurdu:)Zaten filmlerde falan insanların neden böyle yerlerden atladığını anlamış bulunuyorum.Amaç intihar falan değil inanmayın sakın!Rüzgar uç deniz yüz diye bağırıyor ondan^^
Don Kişot burada yaşayamazdı sanırsam hangi birinizle savaşacak.

İşte ben bunları bırakıp evdeki LYS tercih dönemini kucakladım.Ne kadar hoş değil mi?Cadı -kardeşim olur kendileri- bu yıl sınava girdi de.Ben kendi tercih zamanımda bu kadar stres olduğumu hatırlamıyorum arkadaş!Benimki karambole geldi daldan budaktan bir liste oldu bari Cadı aynı şeyi yapmasın diye uğraşıp durdum.Peki başarabildim mi?Tabi ki hayır.Babamın bu tercihlerin bitmesine bir saat kala değişiklikleri bizi öldürecek bu gidişle.Bende de bu seferde aynısını yaptı.Emin değilim benim için değiştirmiş olmam iyi oldu galiba da bakalım bu sefer ne olacak.Değişmeseydi Cadı'yı endüstri mühendisliği okuyacaktı bu sefer uluslararası ilişkiler gelecek tahminimce.Ahh farkettiniz değil mi birbiriyle çok bağlantılı bölümler!Babamdan kaynaklı sanmayın ikisine de kardeşim düşünüyor.Neden geldikten sonra bu kadar geç yazdığımı da anlamışsınızdır herhalde burayı sinir boşaltma alanına çevirmeyeyim dedim.Neyse ki geçti gitti bitti!Umarım hangi bölüm daha hayırlıysa o gelir benim Cadıma ;)

Bunların dışında içimdeki ses hala kafan karışık senin diyor.Kaç tane diziye animeye başladım yakında sayısını unutacağım.Bir de artık ders mers sorunu olmadığından Cadıyla birlikte izliyoruz ortak birşey bulmak da zor olabiliyor.Ben diyorum komedi o diyor aksiyon ben diyorum ben diyorum kaliteli o diyor çerezlik.Tabi o çerezlik demiyor ben diyorum onun izlemeyi düşündüklerine :D İyi ki çok uyuyor da o uyurken bakıyorum ben de.Bu sabah Poongsan'ı izledim.Kim Ki Duk filmi olduğu için ben bile kendimi o ruh haline hazır hissettiğimde bakıyorum.O yüzden Cadıya sormadım bile.İzleyemez sıkılır sıkılmazsa üzülür.Çok fazla Kim Ki Duk filmi izlemedim ama bence onun filmleri yalnız izlenmeli.Hem filmin içine daha rahat girersin hem filmdeki sessizlik,huzur bozulmaz hem de yanındakilerin saçma yorum yapma ihtimali olmaz. 

Poongsan'a gelirsek beklediğimi fazlasıyla buldum.Kısa bir an aşk üzerinden mi gidecek sadece diye şüphelendim ama yanıldığımı hemencecik ortaya koydu.Kuzey Kore-Güney Kore durumuna da süper yorumlarda bulunmuş.İzlemeyen varsa şiddetle tavsiye ediyorum.


Boş Ev'den sonra beklediğimden çok fazla replik vardı (Bir zamanlar şöyle yazmışım Boş Ev hakkında).Ama yine inatla erkek başrolü konuşturmadı.Böyle daha mı havalı diye düşünüyor ki?Böyle düşünüyorsa da doğru düşünüyor tabi :) Ve yine adamın geçmişi ile ilgili hiçbir şey yok.Siz düşünün bu insanlar nasıl bu hale geldi diyor.Aslında yine doğru düşünüyor bence.Kaç yüz bin tane geçmiş yazdım zihnimde ben :) Ve ben hala şaşkınlıklar içindeyim.Başrolün Yoon Kye Sang (yani The Greatest Love'daki doktorcuğumuz) olduğunu internetten bakmasam anlamayacaktım.Ne kadar farklı durmuş filmde.Film boyunca gözüm bir yerden ısırıyor seni diye düşündüm sonra insan insana benzer deyip önceden izlemediğime kanaat getirmiştim.Piiiiiiii bana!

Ve kendisine de bir daha hayran olduğumu söylemeden geçemeyeceğim.Bu kadar yetenekli olduğunu bilmiyordum.
Ama sizce de çok başka durmuyor mu?
Mime uydu mu uymadı mı emin değilim ama şu an içimdeki sesler bunları düşünüp tartışıyorlardı.Ve mim zaten çok dolaştığı için direk birine paslamıyorum.Eğer bu yazıyı okuyup yazmamışsanız buyrunuz mimlendiniz çingular^^

Burayı filmi izlemediyseniz okumayınız!Benden söylemesi ;)

-SPOİ-

Filmin sonu neydi öyle?!Umutluydum ben bu kurtarır kızı da diyordum.Ama kızı kurtarmış olsaydı da film anlatmak istediğini anlatamayacaktı.Kuzeyli ve Güneylileri aynı yere atmaya başladığında benim saf tarafım onlar kişi olarak çoğalıyor naptın çıkarlar diye 2 saniye isyanda kaldı.Sonraysa fark ettim ironiyi.Onlar açısından düşünürsek düşman aynı düşman hedef desen yine aynı.Ama senle ben sebepsiz yere zıttız birbirimize gıcığız!!Ortak nokta bulmak mı imkansız!!!Çokça benzesek de birbirimize kabul etmeyiz asla bunu.Düşününce sırf Kore'de değil tüm dünyada böyle bu.Aynı olduğumuzu fark ederiz umarım bir gün.

Kuzeylilerin elinden kurtardığı Güneyli ajanın da son sahnelerde yine çıkması şu benim yazdıklarımı onlara anlatmaya çalışması da mantıklı güzel bir nokta olmuş.Yine anlamadılar ama ;



"Mücadele etmemizin sebebi dünyayı değiştirmek için değil..Dünyanın bizi değiştirmesine izin vermemek için.."

Silenced filminin sonunda yazmıştı o zamandan beri de zihnimde.Boşa kürek çektiğimi düşündüğümde kürekleri atmamı engelliyor ;)